TALSAYAK

Edebiyat ve Eğitim Seçkisi

Metnin yazılış amacı anlatımı nasıl etkiler?

Posted by talsayak 26 Eylül 2008

Metnin yazılış amacına göre nasıl bir anlatım kullanılacağına hangi anlatım türünün seçileceğine karar verilir.

Metnin yazılış amacı bilgi vermekse, açıklayıcı bir anlatım kullanılır.

Metnin yazılış amacı estetik zevkse, dolaylı bir anlatım kullanılır.Bilgi vermek amacıyla yazılan metinler açık ve akıcı bir dille yazılır.

Posted in Uncategorized | Leave a Comment »

Edebiyatta Kurmaca ve Gerçeklik

Posted by talsayak 26 Eylül 2008

Kurmaca:
Edebiyatta öğretmek, eleştirmek ve mesaj kaygısı taşımaktan çok daha öte sanat eseri oluşturmak, özgürleştirmek, felsefi bir yol çizmek, keşfetmeyi sağlamak, yakalamak amaç olarak algılanabilir. Bir sanat eseri yalnızca akılla değil, duygularla ve bedenle de anlaşılabilir.
Aslında sanatın kendisi ruhun, bedenin ve düşüncenin algılarını anlatmak için kullanılan bir dildir. Öykü anlatmak, kısacası bu sistem, kim olduğumuzu sorma ve söyleme yoluyla içinde yaşadığımız toplumları bir arada tutmamızı sağlar ve bir bireyin kim olduğunu, yaşamın ondan neler isteyebileceğini ve bu isteklere nasıl karşılık verebileceğini keşfetmek için kullanabileceği en iyi araçlardan birisidir.

Gerçeklik:
Edebi olarak gerçekliği var olan olay, durum, kişi,mekan ve zaman kavramlarıyla anlatabilmemiz mümkündür.Yazınlarda öğretmek, eleştirmek veya bir mesaj iletme kaygısı vardır, örneğin makale de de kanıtlama kaygısı vardır ve gerçeklik ilkesine göre ele alınır. Yukarda bahsettiğim Kurmacanın tam tersi özelliklere sahiptir

Posted in Uncategorized | Leave a Comment »

Dilin işlevleri nelerdir – Günlük hayatta Dilin Kullanımı

Posted by talsayak 26 Eylül 2008

Dil günlük hayatta daha çok hangi işlevde kullanılır?
Dil günlük hayatta tabi ki göndergesel işlevde kullanılır peki bu nedir son zamanlarda dil ve anlatım kitaplarında başrol oyunculuğu yapan bu kelime?
Milli eğitimin açıklamasına göre göndergesel işlev: Dilin gönderiyi olduğu gibi ifade etme amacıyla düzenlenmesidir. Yani buradan anlaşacağı gibi Dil günlük hayatta başka insanlarla iletişim kurarken iletmek istediğimiz gönderiyi yani mesajı yani anlatmak istediğimiz duygu ve düşüncelerimizi olduğu gibi herhangi bir sanat yapmadan karşı tarafa iletmemiz olayıdır.

DİL VE İLETİŞİM

“İnsan dil yetisine sahip bir varlıktır.” Dil yetisi çevresinde iletişim etkinliği gerçekleşmeye başlar.” İletişim anlaşmayı sağlamak için gerçekleşir.” İşaretle anlatmadan sembollerle anlatmaya geçiş için zamana ihtiyaç vardır.” Dille gerçekleştirilen iletişim, diğer araçlarla gerçekleştirilenden çok daha kullanışlıdır.” Günümüzde de insanların dil dışında araçlar yardımıyla da anlaşabilmektedir.” İletişim tablosunda; gönderici, alıcı, ileti, bağlam, kanal, iletilen objenin/kavram (gönderge) ve şifre durumundaki dil yer alır.İLETİŞİM TABLOSU
” İleti, dilin göndergeyi olduğu gibi ifade etmesi amacıyla düzenlenerek oluşturulmuşsa dilin göndergesel işlevde kullanılır. (ÖRNEK: Hegelin felsefesinin çıkış noktası bilim değil, tarihtir.)
” İleti, göndericinin iletinin konusu karşısındaki duygu ve heyecanlarını dile getirme amacıyla oluşturulmuşsa dil heyecana bağlı işlevde kullanılır. (ÖRNEK:Böyle olacağını tahmin ediyordum;gerçekten çok üzüldüm.)
” İleti, alıcıyı harekete geçirmek üzere düzenlenmişse dil alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılır. (ÖRNEK: Hemen buradan gidelim.)
” İleti, kanalın iletiyi iletmeye uygun olup olmadığını öğrenmek amacıyla düzenlenmişse kanalı kontrol işlevinde kullanılmıştır. (ÖRNEK: Beni anladınız değil mi?)
” İleti, dille ilgili bilgiler vermek üzere düzenlenmişse dil ötesi işlevde (ÖRNEK: Fiil cümledeki işi, oluşu, hareketi bildirir.)
” Ve iletinin iletisi kendinde ise dil şiirsel işlevinde (Poetik) kullanılır.(ÖRNEK: Bir garip ölmüş diyeler / Üç günden sonra duyalar / Soğuk suyla yuğalar / Şöyle garip bencileyin.)
” Edebî metinlerde, şiirsel işlevinin hakimiyetinde dilin diğer işlevleri de kullanılır.” Bazı metinlerde, birkaç işlev birlikte kullanılabilir.
” Dil şiirsel işlevinde kullanıldığında iletinin iletmek istediği husus, iletinin kendisinde aranmalıdır. Bu durumda ileti kendi dışında herhangi bir şeyi, herhangi bir olguyu ifade etmez, yansıtmaz.
” Obje iletinin kendisidir. Ancak bu, iletinin insandan, hayattan ve yaşanılan dünyadan soyutlanması değildir. Burada sanata özgü gerçeklik vardır.
” Kelimeler farklı ortamlarda değişik anlamlar ifade edecek şekilde kullanılabilir. Bu kullanımlara BAĞLAM adı verilir.
” Kendi dışında başka bir şeyi gösteren, düşündüren onun yerini alabilen nesne, görünüş ve olgular GÖSTERGEdir. Örn.: Ülkelerin bayrakları,onların bağımsızlıklarının göstergesidir.

1.GÖNDERGESEL İŞLEV:
Bir ileti dilin göndergeyi olduğu gibi ifade etmesi için düzenlenerek oluşturulmuşsa dil göndergesel işlevde kullanılmıştır. Bu başka bir ifadeyle dilin bilgi verme işlevidir. Burada amaç, gönderge konusunda doğru, nesnel, gözlemlenebilir bilgi vermektir. Bu işlev daha çok kullanma kılavuzlarında, nesnel anlatılarda, bilimsel bildirilerde, kısa not ve özetlerde karşımıza çıkar.
ÖRNEK: “ Hegel’in felsefesinin çıkış noktası bilim değil, tarihtir.”

2.HEYECANA BAĞLI İŞLEV:
Bir ileti, göndericinin iletinin konusu karşısındaki duygu ve heyecanlarını dile getirme amacıyla oluşturulmuşsa dil heyecana bağlı işlevde kullanılmıştır. Bu işlev, göndericinin kendi iletisine karşı tutum ve davranışını belirtir. Bu işlevde çoğunlukla duygular, heyecanlar, korkular, sevinç ve üzüntüler dile getirilir. Dilin göndergesel işlevinde nesnellik, heyecana bağlı işlevinde öznellik hâkimdir. Özel mektuplarda, öznel betimlemeler ve anlatılarda, lirik şiirlerde, eleştiri yazılarında dilin heyecana bağlı işlevinden sıkça yararlanılır.
ÖRNEK: “Ben bu davranışınızı etik bulmuyorum, siz yanlış davranıyorsunuz.”

3.ALICIYI HAREKETE GEÇİRME İŞLEVİ:
Bu işlevde ileti alıcıyı harekete geçirmek üzere düzenlenmiştir. İletinin bir çeşit çağrı işlevi gördüğü bu işlevde amaç, alıcıda bir tepki ve davranış değişikliği yaratmaktır. Propaganda amaçlı siyasi söylevler, reklâm metinleri, genelgeler, el ilanları genellikle dilin bu işleviyle oluşturulur. Dilin alıcıyı harekete geçirme işleviyle hazırlanan metinlerde gönderici, iletiyi alanı işin içine sokmayı, onu sorgulamayı ister.
ÖRNEK: “Sınıfı hemen terk et.”

4.KANALI KONTROL İŞLEVİ:
Bir ileti, kanalın iletiyi iletmeye uygun olup olmadığını öğrenmek amacıyla düzenlenmişse dil, kanalı kontrol işlevinde kullanılmıştır. Gönderici ile alıcı arasında iletişimin kurulmasını, sürdürülmesini ya da kesilmesini sağlayan bu işlevde iletinin içeriğinden çok iletişimin devam ettirilmesi olgusu ağır basar. Törenlerde, uzun söylevlerde, aile yakınları ya da sevgililer arasındaki konuşmalarda; dilin kanalı kontrol işlevini yansıtan iletiler sıkça kullanılır.
ÖRNEK: “Beni anladınız değil mi?”

5.DİL ÖTESİ(ÜST DİL)İŞLEVİ:
Bir ileti dille ilgili bilgi vermek üzere düzenlenmişse o iletide dil, dil ötesi işlevde kullanılmıştır. Dilin dil ötesi işlevinde iletiler, dili açıklamak, dille ilgili bilgi vermek için düzenlenir. Daha çok bilimsel metinlerde ve öğretme amaçlı konuşmalarda karşımıza çıkan ve “yani, demek istiyorum ki, bir başka deyişle” gibi sözcüklerde kendini gösteren dil ötesi işleve, günlük yaşamda da sıkça başvurulur. Örneğin “Beni yanlış anlamayın, ben bu sözcüğü mecaz anlamda kullandım.”cümlesinde ileti, dille ilgili bilgi vermek, başka bir iletiyi açıklamak üzere düzenlenmiştir.

6.ŞİİRSEL(SANATSAL)İŞLEV:
Bir iletinin iletisi kendisinde ise dil şiirsel işlevde kullanılmıştır. Dil bu işlevde kullanıldığında iletinin iletmek istediği husus, iletinin kendisindedir. Bu durumda ileti, kendi dışında herhangi bir şeyi ifade etmez, yansıtmaz. Obje iletinin kendisidir. Örneğin dilin şiirsel işlevde kullanıldığı metinler olan lirik anlatılarda ve şiirlerde şiirin amacı o şiirin kendisidir. Şiirsel metinler, kendinden başka bir şeyi ifade etmeye ihtiyaç duymaz, bir şiir sadece şiir olduğu için önemli ve anlamlıdır, yani şiirin gerçeği, şiirin kendisidir. Dilin şiirsel işleviyle kullanıldığı metinlerde gönderici alıcıda hissettirmek istediği etkileri uyandırmak için, dili istediği gibi kullanır, yani kendi özgün üslubunu oluşturmak için bir anlamda dili yeniden yaratır. Edebi sanatlardan, karşılaştırmalardan, çağrışım gücü yüksek sözcüklerden yararlanarak imgeler oluşturur, sözcükleri daha çok yan ve mecaz anlamlarda kullanır. Edebi metinlerde dil şiirsel işlevde kullanılır.
Dil ve konuşabilme yeteneği, insanoğluna yaratılışıyla birlikte bağışlanmış ve onu diğer canlılar üzerinde üstün kılmış en önemli özelliklerinden birisidir. İnsan adı verilen bu canlı türünün en üstün özelliği düşünebilmesi ve muhakeme edebilmesidir. Dil-düşünce ilişkisi ise, yüzyıllardan beri araştırılan bir konudur. Kimi dilbilimcilere göre, dil, düşüncenin evidir. Diğer bir söyleyişle, düşünce ancak dille oluşur ve yine dil sayesinde dış dünyaya aktarılır. Çok yeni sayılabilecek bir bakış açısına göre ise, adlandırma ve kavramlar olmadan düşünce üretilemez. Öyle anlaşılıyor ki insanı insan yapan bu iki temel özelliği, birbiriyle yakından ilgilidir.
Dil, bireye düşünce üretebilme, düşüncelerini dışa vurma, bilgi edinme, geçmişini hatırlama, gününü yaşama, geleceğine yön verme, kişiliğini kazanma, hayatını sürdürme gibi daha pek çok açıdan yardımcı olmaktadır. Bu yönüyle dil, daha çok bireyseldir. Çünkü, kişiliğimiz biraz da dilimizle kazanılır ve kişiliğimiz aslında dilimizde gizlidir. Dil, ferdî ve millî kişilik ve kimliğimizi bünyesinde barındırır. Dil, hayatın her safhasını kapsayan, her an onun içinde yaşadığımız genişçe bir dünyadır. Kısacası, dil, aslında hayatın kendisidir.
İnsanoğlu, toplu hâlde yaşamaya mecbur ve muhtaç olan bir canlı türüdür. Hiçbir insan tek başına yaşayamaz. İnsanların bir arada yaşayabilmeleri için, aralarında birtakım ortak özelliklerin bulunması gerekir. İnsanları bir araya getirip aralarında ortak duygusal bağlar kuran vasıtalardan birisi de dildir. Dilin insanlar arasında iletişimi sağlaması, onun çok küçük bir yönünü ifade etmektedir. Dil, asla mekanik değil, duygusal bir iletişim aracıdır. Dilin asıl işlevi, insanlar arasında doğal, duygusal ve ruhsal bağlar kurmasıdır.
Böylelikle diller, insan topluluklarını birbirlerine yaklaştırarak “millet” adı verilen sosyal kurumun oluşmasına zemin hazırlarlar. Bu yönüyle dil, milleti oluşturan bireyler arasında tam bir birleştirici unsur görevini üstlenir. Onları duygu, düşünce, hayal ve en önemlisi dış dünyayı algılama açısından birbirine yaklaştırır. Dil sayesinde ortak duygu, düşünce ve ideallere sahip olan bireyler arasında, aynı zamanda ortak bir şuur da oluşur. Bu şuur ferdî şuurun çok ötesinde millî bir şuurdur. Millî şuur ise, bir milleti ayakta tutan, geçmişini hatırlatan, değerlerini bugüne taşıyan, bugününü en güzel şekilde yaşatan ve bütün bunları kapsayacak şekilde geleceğe yön veren hareketlerin bütünüdür.

İleti, dilin göndergeyi olduğu gibi ifade etmesi amacıyla düzenlenerek oluşturulmuşsa dilin “göndergesel işlev”de; ileti, göndericinin iletinin konusu karşısındaki duygu ve heyecanlarını dile getirme amacıyla oluşturulmuşsa dilin “heyecana bağlı işlev”de; ileti, alıcıyı harekete geçirmek üzere düzenlenmişse dilin “alıcıyı harekete geçirme işlevi”nde; ileti, kanalın iletiyi iletmeye uygun olup olmadığını öğrenmek amacıyla düzenlenmişse “kanalı kontrol işlevi”nde; ileti, dille ilgili bilgiler vermek üzere düzenlenmişse “dil ötesi işlev”de ve iletinin iletisi kendinde ise dilin “şiirsel işlevi”nde (Poetik) kullanıldığı vurgulanır. Edebî metinlerde, şiirsel işlevinin hakimiyetinde dilin diğer işlevlerinin de kullanıldığı belirtilir. Bazı metinlerde, birkaç işlevin birlikte kullanılabileceği sezdirilir. Dil “şiirsel işlevi”nde kullanıldığında iletinin iletmek istediği husus, iletinin kendisinde aranmalıdır. Bu durumda ileti kendi dışında herhangi bir şeyi, herhangi bir olguyu ifade etmez, yansıtmaz. Obje iletinin kendisidir. Ancak bu, iletinin insandan, hayattan ve yaşanılan dünyadan soyutlanması değildir. Burada sanata özgü gerçeklik vurgulanmalıdır.

Posted in Uncategorized | Leave a Comment »

Fabl ve Özellikleri

Posted by talsayak 26 Eylül 2008

Fabl (fable):
Düzyazı ya da şiir biçiminde, ders vermek amacıyla kaleme alınmış kısa anlatı. Kişiler genellikle insane olmayan yaratıklar ya da cansız nesnelerdir. Yazınsal fablın belirleyici özelliği, insanların hayvanlar yoluyla anlatılmasıdır; bu özelliğiyle yazınsal fabl, ilkel hayvanların günümüzde de yaratmaya devam ettikleri fabllardan ayrılır. Bu tür, büyük olasılıkla Yunanistan’da doğdu; ilk fabl derlemesi Ezop’a atfedilmiştir. (İ.Ö. VI. yy.) Hint fabllarının ünlü bir derlemesi İ.S. 300 yılında, büyük olasılıkla Sanskritçe yazılmış Bidpai’dir. Bu türde dünyanın en büyük ustası olarak tanınan La Fontaine, öykülerinin çoğunu Ezop’tan ve Phaedrus’tan alıp kendi şiir diline çevirmiştir.
Fabl, kahramanları genellikle hayvanlar olan, içinde hep bir ders bulunan masallardır. Bu masalların çoğunun sonunda ya da içinde okura bir özlü sözle verilen ders bulunur: “İşte bu da ona bir ders olmuş, bir daha kimseyi kandırmamış,” ya da, “Uşaklar ilk efendilerinin değerini sonrakilerin eline düştükten sonra anlamışlar,” gibi…
Fabl masalları, kulaktan kulağa yayılarak sözlü anlatım döneminin edebiyat ürünleri olarak insanlık tarihinde yerini almış ve basit, kolay, ahlak ilkelerini öğretme işlevini yüklenmişlerdir. Hatta ünlü bir Latin şairi Pehedre (Fedr) fabl için, “Bu masallar insanların kusurlarını düzeltmek için anlatılmalı ve yazılmalıdır,” demiştir.
***
Fabl’ların ilk kez Hindistan’dan çıktığı ve ilk fabl masallarının da “Pançatandra Masalları” olduğu söylenir. Bu kitabın önsözüne bakıldığında, kitabın yazarının, “Mehapur” hükümdarının, üç tembel çocuğunu eğitmek için tuttuğu “Vişnu- Sarma” adlı bir öğretmen olduğu belirtilir.
***
Ayrıca Hindistan’da Beydaba, Batı’da Ezop ve Lafonten ünlü fabl ustalarıdır. Bu masalların hepsi genellikle yetişkinler için yazılmış, daha sonra da çocukların dünyasında kendilerine geniş bir yer edinmişlerdir. Şiir ve düzyazı biçiminde yazılmış olmaları ve çocukların kolayca ezberlemeleri de onları hep diri tutmuştur.
***
‘Lafonten ‘den Bir Örnek

Orman Mahkemesinde’ ***

Krilov’un masalları ülkemizde “Keçi Bir Gün…” adıyla Tarık Dursun K. tarafından derlenmiş ve yeniden yazılmıştır. Bu kitapta masalların sonunda yine dersler verilir, ama bazı masallarda Krilov dersleri kendince yorumlayarak farklı eleştiriler ortaya koyar. Benim çok sevdiğim; “De Gidi Eşek De!..” masalında olduğu gibi…
***
EŞEK, bülbülün yoluna çıkmış, durdurmuş.
– Yahu, kardeş, demiş. Nereye gitsem, hep sen! Herkes bülbül diyor da başka bir şey demiyor. Yok, en güzel öten senmişsin, yok güle şu dünyada âşık olan tek senmişsin… Hele o güle olan aşkın, hele o!.. Öylesine bir aşk ki bu, diyorlar. Ne Mecnun’da vardır, ne Ferhat’ta, Kerem’de… Doğru mu?
Bülbül boynunu bükmüş, derin bir iç çekmiş.
– Doğru kardeş, demiş. Doğru!
Eşeği bu kez daha büyük bir şaşkınlık almış mı sana. Kulaklarını eğip, dudaklarını sarkıtmış:
– Valla’i çok şaştım birader, demiş. Neden dersen, geçende senin o güllerden birini yedim, hiçbir şeye benzetemedim. Çünkü ne tadı vardı, ne tuzu…
Ah, insanlar arasında,bülbülü tanımadıkları yetmiyormuş gibi, bir de güle olan tutkusunu bilmeyen nice nice eşekler yok mudur?

Posted in Uncategorized | 1 Comment »

Cumhuriyet Dönemi Edebiyatının Oluşumu

Posted by talsayak 26 Eylül 2008

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI
Cumhuriyet döneminde Türkiye hemen hemen her alanda hızlı bir çağdaşlaşma hareketine girmiş olduğundan bu dönemde ortaya çıkmış birçok edebi ve fikri hareket aynı zaman içinde varlık göstermişlerdir. Daha önce olduğu gibi bir edebi akım ömrünü tamamlayıp yerine bir başkası geçmemiştir. Birçok edebi akım varlığını günümüze kadar devam ettirmiştir. Farklı görüşte olan edebi anlayışlar Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan günüm.üze kadar varlıklarını devam ettirmiş, temsilcileriyle edebiyat ve sanat dünyasında örneklerini vermişlerdir.
Bu nedenle Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında gelişen edebi akımları kesin bir şekilde bir sınıflamaya sokmak biraz zor gibi gözükmektedir. Ancak biz yine de Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatını iki ana devre ve bunların alt kolları olan gruplara ayırmaya çalıştık. Cumhuriyet döneminde “edebiyat en çok; şiir, roman ve hikaye, tiyatro ve dergi gibi türlerde rağbet gördüğünden bu edebi türlerin Cumhuriyet dönemindeki gelişimini ele almaya çalıştık.
1923-1940 arası Türk edebiyatı
1940 sonrası Türk Edebiyatı.
1923-1940 arası Türk Edebiyatı da kendi içinde bölümlere ayrılır: I-ŞİİR: 1) Memleket Edebiyatı: a-Folklor şairleri b-Hamasi şairleri c-Mistik şairler 2) Öz Şiir Anlayışını benimseyenler: a) Yedi Meşaleciler 3) Toplumsal Gerçekçi Şiir. II-ROMAN VE HİKAYE : A-Memleket edebiyatı çerçevesinde gelişen roman ve hikaye yazarları. B-TOPLUMSAL Gerçekçi roman ve öykü III- TİYATRO IV-DERGİLER V-Müstakil Şahsiyetler: Mehmet Akif ERSOY, Hüseyin Rahmi GÜRPİNAR, Abdülhak Şinasi HİSAR, Yahya Kemal BEYATLI, Cahit Sıtkı T ARANCI, Sait Faik ABASIY ANIK, Ahmet Hamdi TANPINAR, Peyami Sara.
1940 sonrası Türk Edebiyatı: I-ŞİİR: a) Nazım Hikmet’in Toplumsal Gerçekçi Şiir anlayışını devam ettirenler b-Garip Hareketi c) Hisarcılar ve Hisar Dergisi d) Mavi Grubu e) İkinci Yeni Hareketi, 1) 1960-2000 Arası Türk Şiiri g) 1940 Sonrası Türk Şiirinin Bazı Özgün isimleri 2- Roman a-1940 Sonrası Türk Roman ve Hikayesinin Bazı Usta Kalemleri 3- Tiyatro 4- Dergiler.
“Türkiye’de Cumhuriyet Devri Edebiyatı bu devrin ilk yıllarında önce, İstiklal Savaşı zaferlerinin ve Cumhuriyet inkılabının yarattığı devamlı heyecanlarla beslenerek, daha çok, Anadolu’daki Türk milletinin ve Türklerin elinde kalan öz yurt topraklarının hayat ve hareketlerini terennüm etmiştir. İnönü zaferleri için Sakarya ve bilhassa Dumlupınar kahramanlıkları için şiirler yazılmış, İzmir’ e giden yolların; Akdeniz’e varan kahraman koşuların heyecanları dile getirmiştir.
“Refik Halit’in “Av Peşinde”sinden, Halide Edip’in “Ateşten Gömlek”, “Vurun Kahpeye”, “Dağa Çıkan Kurt” gibi eserlerinden, Yakup Kadri’nin Falih Rıfkı’nın bu konudaki yazılarından başlayarak; İstiklal Savaşı’nın mensur destanları, hikayeleri ve romanları yazılmıştır. “Halas” isimli romanıyla Mehmet Rauf, “Türk ilahisi isimli ‘şiiriyle Süleyman Nazif gibi Servet-i Fünun sanatkarlarından başlayarak, en yeni en genç Türk şair ve muharrirlerine kadar, eli kalem tutan herkes, bu anlarda bu büyük ve enerjik Kurtuluş Savaşı için, duyduklarını, düşündüklerini söylemekte büyük bir zevk bulmuşlardır.
“Devrin şiir ve romanı gibi tiyatro edebiyatı da Cumhuriyetin ilk on yılı boyunca; bilhassa manzum tiyatro eserleri ve manzum destanlar halinde ve yine bu heyecanın yarattığı bir milli inanışla; en uzak ve en yakın Türk fazilet ve kahramanlıklarını sahneye koyan eserler yazılır.
“Aka Gündüz’ün “Mavi Yıldırım”ı, Faruk Nafıi’in “Akın, Kahraman, Öz Yurt” isimli tiyatroları, Behçet Kemal’in “Çoban ve Attila” isimli eserleri Yaşar Nabi’nin “Mete”si ve daha bir çok sanatkarların bu çeşit manzum tiyatroları, hep bu on yılın milli verimlerindendir. Sayı bakımından önemli bir yekun tutan bütün bu eserlerin sanat kıymeti bakımından ekseriya Türk edebiyatının birinci sınıf mahsulleri arasında yer alamayacaklarını ayrıca söylemek gerekir.”
CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK ŞİİRİ
“Cumhuriyet Dönemi Türk şiiri, Osmanlı Devleti’nin yıkılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra yazılan şiirlere verilen addır. Burada siyasi bir durum söz konusudur. Ancak, imparatorluktan milli devlete geçiş, bütün edebiyatımıza, kültür hayatımıza ve elbette ki şiirimize de derinden tesir etmiştir.
“Osmanlı Devleti uzun yıllar yıkılışın sancılarını çekmiş, yıkılışı. geciktirecek birtakım geçici tedbirlere başvuffi1Uş ve gelişen Avrupa karşısında büyük bir aşağılık duygusuna kapılmıştır. Bunun edebiyata yansıması ise kötümserlik şeklinde olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti ise varolma mücadelesini vermiş ve bu mücadeleyi kazanmıştır. Bunun edebiyattaki yansıması da kahramanlık ve iyimserlik şeklinde 0Imuştur.”
Cumhuriyet dönemi şiirimiz tıpkı Tanzimat sonrası yenileşme dönemi şiirimiz gibi üç gelenekle beslenmiş ve gelişmiştir. Bunlar Divan şiiri. Halk şiiri ve Batı şiiri. Batı şiiri, şairlik geleneği kadar bilgi ve kültür bakımından da son derece donanımlı olan şairler tarafından edebiyatımıza sokulur. Yahya Kemal Parnast’lardan aldığı etkileri, Ahmet Haşim ise Sembolist ve empresyonist bazı özellikleri şiirimize getirir.
Edebiyatımızın en güçlü geleneklerinden olan Divan şiiri Tanzimat’tan sonra tamamen reddedilmekle beraber, şairlerin kalitesi yükselip zevkleri inceldikçe her dönem tekrar ele alınan bir kaynak olmuştur. Bazı sanatçıların sadece şekil ve vezin, bazılarının ise duygu ve imaj bakımından etkilendikleri Divan şiiri, 1923 ‘ten sonra eser veren şairler üzerinde de etkili olur. Cumhuriyet Devri Şiirinin, başlangıç yıllarında en çok etkilendiği .kaynak Halk şiiri geleneğidir. Ancak bir süre sonra Garipçiler tarafından tamamen reddedilen bu geleneğe yine bu grubun öncülerinden Orhan Veli’nin “Yol Türküleri” adlı eseri ile geri dönülür. Halk şiiri geleneğinin son dönemdeki gerçek temsilcisi Aşık Veysel’dir.
Tanzimat’tan sonraki şiirimizde görüldüğü gibi, Cumhuriyet şiirinde de didaktik, hamasi, sosyal muhtevalı şiir anlayışını, insanın iç dünyasını da ele alan şiir anlayışı takip etmiş, sonra bu aşırı ferdiyetçiliğe yeniden bir sosyal şiir anlayışı ile mukabele edilmiştir.
Servet-i Fünun, Fecr-i Ati ve Milli Edebiyat hareketleri içinde bulunarak üne kavuşmuş olan yazar ve şairler, Cumhuriyet’in ilk yıllarında henüz hayattadırlar. Bunlardan Abdülhak Hamid gibi Tanzimat’tan sonraki bütün yeniliklerin içinde bulunmuş olanlar artık son eserlerini verirler. Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Yakup Kadri vb. sanatçılar ise geçmiş dönemlerde olgunlaştırmış oldukları sanat anlayışlarıyla en güzel sanat eserlerini Cumhuriyet döneminde kaleme alırlar.
Bu dönem edebiyatının en önemli özelliklerinden biri; Milli Edebiyat hareketi sırasında ilk defa ele alınan Anadolu insanının, daha geniş açılardan bakılarak edebiyata konu yapılmasıdır.
Memleket edebiyatı adı verilen bu yöneliş,. eski nesle mensup şair ve yazarlarla ilk eserlerini mütareke yıllarından itibaren vermeye başlayan genç sanatçılar tarafından benimsenir. Bu konuyu işleyen manzum ve mensur eserlerin en bol olduğu dönem Cumhuriyet’in ilk yıllarıdır.
Dünyadaki ve Türkiye’deki sosyolojik değişmelerin etkisiyle Osmanlı- İslam tarihi ve kültürü ile aydınlar arasında çizilen kesin çizgi, manevi alanda boşluklar yaşayan bir aydın nesil yaratmaya başlar. Bu maddeci akıma karşı manevi değerleri ön plana çıkaran bir mistik akım oluşur. Şiirde Necip Fazıl, romanda ise Peyami Safa’nın öncülük ettiği mistisizmin yanı sıra, olgunluk dönemi eserlerini yer vermekte olan Ahmet Haşim ve Yahya Kemal’ in eserlerinde Sembolizmin izleri görülür.

MEMLEKET EDEBİYATI
Bu şairlerin çoğu halk edebiyatı geleneğini takip ederek, yeni bir şiir oluşturmaya çalışırlar. Ziya Gökalp ve Emin Yurdakul’un yolunu izlerler. Şiirlerinde konu memlekettir, hece veznini kullanırlar ve halk şiiri nazım şekillerini tercih ederler. Sade bir dille yazıp mahalli söyleyişlere de yer verirler. Daha ziyade didaktik bir tarzları vardır. Gururlu, iradeli ve iyimser bir psikoloji ile hitabet tonunda şiirler yazarlar.

FOLKLOR ŞAİRLERİ
“Halk evleri vasıtasıyla gücünü ve sayısını arttıran bu tarz şiirler çoğunlukla öğretmen yazarlara aittir. Böylece halk edebiyatı ve halk kültürüne ilgi, öğretmen şairler vasıtasıyla büyük bir yaygınlık kazanmış, sonraki nesillere de geçirilmiştir. Ahmet Kutsi Tecer’in Ülkü dergisinin idaresini üstlenmesinden sonra folklora da büyük ağırlık verilir. Ahmet Kutsi Tecer’in:
“Orda bir köy var uzakta O köy bizim köyümüzdür”
diye başlayan şiiri, halkçı şairlere tek bir hedef gösterir: Köy. Ancak, bu köyü konu alan şiir zevki halkevleri ve dergileri vasıtasıyla bütün ülkede yaygınlaşır. Ahmet Kutsi, köye, folklora ait bütün değerleri ortaya çıkarırken, Halk şiiri geleneğinin son büyük temsilcisini, Aşık Veysel ŞA TIROĞLU’nu keşfeder. Küçük yaşta gözlerini kaybeden şairin bütün dünyayı diğer duyularıyla idraki, köyün dar çerçevesinin ötesinde insanın ebedi özlemlerini dile getiren bu şiirler çok sevilmiş, taklit edilmiş ve halk şiiri geleneğinin ölümsüzlüğüne delil sayılmıştır. Ancak Aşık Veysel’ den sonra gelen halk şairlerinde aynı gücü bulmak mümkün deği1dir.”
“Folklor malzemesini en başarılı bir şekilde şiirimizde kullanan önemli bir isim de, Ressam Bedri Rahmi EYÜBOĞLU’dur (1911*1975). O folklor ile modem sanatı coşkun bir heyecan İle hem resimde hem de şiirde birleştirerek orijinal ve başarılı örnekler vermiştir. Resimleriyle şiirleri arasında büyük bir yakınlık vardır. Renk’ duygusu çok kuvvetli olan şair, hem şiirde hem resimde renk uyumuna büyük önem verir. Renklerden bahseden ve onları hayatın bin bir durumu, duyguları ve eşyalar ile birleştiren şairdir.
“Çocukluk ve masal, hayatı değiştirme vasıtaları olarak, Bedri Rahmi’nin şiirine hakimdir. Halk sanatından, folklordan aldığı bazı unsurları da kendi orijinal imajlarıyla şiirine yerleştirerek kendi tarzını geliştirir.”

MİSTİK ŞAİRLER
Nazım Hikmet’in başını çektiği, insanın manevi taraflarının ‘ihmal edildiği Marksist şiir anlayışına karşı bir kısım şairler, insanın manevi taraflarının olduğunu savunmuşlardır. “Hareket noktası olarak Memleket edebiyatını alan şairler, görünen manzara ve insanların bir de görünmeyen iç alemlerini, ferdi duyuşlarını da anlatmak istediler. Öz Şiir peşinde gidenlerin başlangıç noktasını teşkil eden bu şairlerden Necip Fazıl, mistik ve dini bir heyecana kapılır. Felsefeyle meşguliyeti dolayısıyla aşma fikrine ulaşan, görünenin ardını araştıran ve mistik bir anlayışı geliştiren Necip Fazıl KISAKÜREK 1930 sonlarında Nazım Hikmetin tam karşısında görülür. O da Halk şiiri geleneğinden hareket etmiş, heceyi kullanmış, Batı şiiriyle kendi geleneğimizi birleştirmeye çalışmıştır. Felsefeye duyduğu merak bir çeşit mistik anlayış ve duyuşa yöneltmiştir.
Aç kapıyı haber ver
Ötenin ötesinden
Diyerek ötelerin sırlarını kurcalayan şair, zaman zaman mazoşist bir ruhun ifadesi olan melo-dramatik şiirler söylemiştir.
“Mistik akım, en orijinal örneklerinden birini Asaf Halet ÇELEBİ’nin şiirlerinde gösterir. Daha sonraları da Sezai KARAKOÇ gibi dindar şairler İkinci Yeni Akımı içinde, insanın iç dünyasının karmaşıklığını kurtaracak esrarlı gücü sızdırmaya çalışırlar.

NECİP FAZIL KISAKÜREK (1905-1983)
Maraşlı, zengin bir ailenin çocuğu olarak 1905 yılında İstanbul’da doğdu. Ailesinin yaşadığı konak hayatı nedeniyle eziklik duymadan, aile fertlerinin özel ilgisiyle yetişti. İlk öğrenimini çok düzensiz ve dağınık yaptı. Ortaöğrenimini Bahriye Mektebi’nde yaptı. Darü’l-Fünun Felsefe bölümünde 1 yıl okudu. 1925 yılında devletin Avrupa’ya gönderdiği ilk burslu üniversite öğrencisi olarak Paris’ e gitti. Dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş bankalarında memurluk ve müfettişlik yaptı. 1939 yılından itibaren Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuarı ve Güzel Sanatlar Akademisi’nde hocalık yaptı. 1943 yılında Büyük Doğu Mecmuası’nı çıkarmaya başladıktan sonra memuriyet görevinden ayrılarak yazı hayatına atıldı. 25 Mayıs 1983 tarihinde vefat etti.
Necip Fazıl hayatını üç safhaya ayırır: a- 1920-1934 genç bunalımlı şair, b- 1934-1945- mistik şair, c- 1945-1983 sabık şair.
İlk dönem şiirlerinin çoğu Milli Mecmua ve Hayat dergilerinde yayımlanır. Şair bu dönemde bireysel sıkıntı ve patlamaları, buhranları yaşar. Ferdi bunalımlarının dışa vurmuş hali olan bu şiirlerde en çok ölüm, karanlık ve yalnızlık temaları işlenir.
Necip Fazıl Cumhuriyet nesli şairleri içinde en trajik veya daha uygun bir ifade ile en “patetik” olanıdır. Bu bakımdan o şiirlerinde bunalımlarını anlatan son kuşak şairlerine yaklaşır. Fakat onlara hayatı boş, karanlık ve karışık gösteren ruhi sıkıntı daha ziyade sosyal sebeplere dayandığı halde “Kaldırımlar Şairi”nin ıstırabı daha çok ferdi ve metafizik bir mahiyettaşır. Necip Fazıl’ı tahrik eden, bunalımlar içinde eriten esas amil, dıştan ziyade onun kendi içindedir. O, bir mizacın şairidir. Kaldırımlarda bu mizaç en sanatkarane ifadelerinden birini bulur. Şairin kudreti, ruh haline en uygun sembol, atmosfer, ve ahengi bulabilmesindedir. Bu dönemin en güzel şiiri olan Kaldırımlar’ da dış alem, iç alemin objektif karşılığını teşkil eder..
Bu dönem şiirlerinde mustarip, arayan, bekleyen ve hiç tatmin olamayan modem insanın huzursuzluğu görülür. Kaldırımlar, Otel Odaları, Sayıklama, Bu Yağmur, Noktürn, Gel, Geçen Dakikalarım gibi şiirler bu dönemin en güzel örnekleridir.
Necip Fazıl, 1934 yılından itibaren fikir ve manevi dünyasında geçirdiği değişiklikle, daha çok mistik ve tasavvufi bir şair kimliğini kazanır.1934 yılından sonra bağlandığı tasavvufi anlayış ve dini kaygılardan dolayı Ben ve Ötesi ve Örümcek Ağı gibi şiir kitaplarındaki birçok şiirini kabul etmez.
“Yararlandığı mistik şiir geleneği, onun ruhunu sakinleştirmekten uzaktır. Ancak bu özelliği, Necip Fazılın şiirinin asıl cazibesini yapar. Sonraları dine yöneldikçe, Necip Fazıl başlangıçtaki bu trajik duyuşunu kaybeder.
“Orhan OKAY, memleketçi şiir ile materyalist ideolojik şiir yanında Necip Fazılın şiiri hakkında şu değerlendirmeyi yapar: “Bu yeni ses işte o sosyal – ideolojik muhtevalı şiire bir reaksiyon gibidir. Şiirde dışa çevrilmiş olan gözler, insanın iç varlığına çekiliyor, yeni ve orijinal tesire bırakan psikolojik bir derinlik kendisini fark ettiriyordu.
“Mistik, metafizik temayüller, yalnızlık, vehimler, sayıklamalarla görülen trajik karakter, Yahya Kemal ve Ahmet Haşim’insaf şiirinden onu uzaklaştırır. Ürpertici hayaller ile uyandırılan korku da şairin trajik cephesini besler. Bu korku ile Egzistansiyalistlerin “angoisse”i arasında bir bağ vardır. Necip . Fazıl’ın 1943 ‘ten sonraki şiirlerinde dini- mistik temayül artar.
“Bizce şiir mutlak hakikati arama işidir. Eşya ve hadiselerin, bütün mantık yasaklarına rağmen en mahrem, en mahcup, en nazik ve hassas nahiyesini tutarak ve nispetlerini bularak, mutlak hakikati arama işi” diyen Necip Fazıl tıpkı Nazım Hikmet gibi geniş bir tesir alanı bulmuş, bu tesir 1960′lardan sonra “İslami dünya görüşü”ne bağlı olanlar arasında artmıştır.
Şiirlerindeki mistisizm, kapalılık, trajik söyleyiş geleneğe bağlılık, şekil bakımından kusursuzluk, Necip Fazıl’ın şiir tarihimizdeki yerini sağlamlaştırır.
Necip Fazıl, memuriyet görevinden istifa ettikten sonra, dergicilik vasıtasıyla topluma seslenmeye çalışır. Vakit dergisinde yazılar yazar, Ağaç dergisini yönetir. Büyük Doğu dergisini çıkarır. Bu dergiler fikir dünyasına toplumsal bir hareketlilik getirir. İşlenmesi ve anlatılması zor ve yasak olan yazı ve düşünceleri kaleme alır.
Necip Fazıl,siyasi yönüyle hiç korku ve pervası olmayan bir kişidir. Onunla ancak korkusuz ve pervasızlar işlere girişebilir. Yaşadığı dönemde devamlı kendi etrafında oldukça geniş halk kitlelerini bulur. Necip Fazıl öldükten sonra, kendi döneminde gündemde olan ve ağırlık teşkil eden konular, devir ve şartlar değiştiği için gündemdeki yerini kaybeder.
Türk edebiyatı, Türkçe’yi kullanma, akıcılık, dolgunluk ve anlam yoğunluğu bakımından Necip Fazıl’a muhtaçtır. Necip Fazıl da Ahmet Hamdi T ANPINAR gibi Fransız şiir anlayışını benimsemiş, fakat söyleyiş kıymetleriyle birleştirmek suretiyle şiirlerine daha büyük bir hayat kudreti verebilmek sırrına ulaşmıştır.
Necip Fazı!:!9 kendi i_sine göre şiir, iki unsurdan oluşur:
His ve fikir. Şiir bu iki unsurun terkibinden meydana gelir: Ona öre şiirde temel unsur, duygu haline gelmiş düşüncedir. Şiir hiçbir zaman bir tebliğ değildir. Şiir müşahhastan mücerrede doğru giderken duyuruculuk yoluyla manayı telkin ederek neticeye ulaşır.
Necip Fazıl yazdığı şiirlerde şekil ve. sanatı hiçbir zaman ihmal etmez. Şiirin estetik ve fanatik değerler içinde yeni büyük bir sanat gücü ile verilmesini şart koşar. Yine ona öre’. şiirin dış yapısı olan şekil ve kalıp, yan, vezin ve kafiye gibi unsurlarla iç ya ısı o an manasında bir ahenk sağlanması şarttır. Mana şekli aşmalı, ona esir olmamalı.
Necip Fazıl duygularına en uygun hayaller yaratmakta mahir olan bir şairdir. Onun şiirlerinde imajlar bir süs veya kelime oyunu değil, fonksiyonları olan, duyguların mahiyetini ve şiddet derecelerini ifade eden vasıtalardır.
Necip Fazıl’a göre bütün güzel sanatlar gibi şiir de Allah’ı yani mutlak hakikati arama işidir. “Alemin namülenahi kesretinden büyük ve merkezi vahdete ulaşmak şiirin biricik gayesidir.” Diyen sanatçının şiire yüklediği fonksiyon da mistik-tasavvufı bir görünümdedir.
Necip Fazıl’ın son dönem şi.irlerinde en çok işlediği tema sonsuzluk, ebediyet ve Allah’tır. Sonsuzluğun ve ebediyetin sırrını çözdüğüne inanan Necip Fazıl’a göre, şairlik cüce işidir. “Büyük sanatkarlık” olarak gördüğü ebediyete kavuşma arzusu da onun biricik gayesi ve “meselesi”dir.
Şiir Kitapları: Kaldırımlar, Ben ve Ötesi Örümcek Ağı, Çile ve Sonsuzluk Kervanı.

ASAF HALET ÇELEBİ (1907-1958)
1907. yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve örta öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde yaptı Adliye Meslek Mektebi’ni tamamladıktan sonra Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesinde katip olarak çalışmaya başladı. Osmanlı Bankası ve Denizyolları İdaresinde çalıştı. En son İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Kütüphanesinde memur olarak çalıştı. 1958 yılında öldü.
Şiire gazel ve rubailer yazarak başlayan Asaf Halet Çelebi’nin ilk şiirleri Servet-i Fünftn, Hamle, Sokak gibi dergilerle, Gün gazetesinde yayımlanır. Şiirlerinde mistik, soyut ve egzotik unsurlar hakim olur. Hem tasavvur, hem de mistisizm onun şiirlerinde harmanlanarak, ona özgü şiirlerin ortaya çıkmasını sağlayan iki önemli unsurdur. Asaf Halet Çelebi’nin hemen hemen bütün şiirlerinde tasavvufi ve mistik eğilimler yer alır. Çocukluğunda büyüklerinden sıkça dinlediği masallar, hikayeler, doğu kültürüne ait efsaneler onun hayal dünyasında oldukça derin izler bırakır, bu izler daha sonra şair kimliğine de güçlü bir şekilde etki eder.
Asaf Halet, kendi ruh hallerini anlattığı şiirlerinde dahi, masal ve tasavvuftan yararlanır. Sadece İslam tasavvufu değil, uzak doğu mistisizmi ve diğer ilahi dinlerin mistisizminden de yararlanır. Hayata ironik olarak baktığı şiirlerinde dahi, dinlediği masalların hayal dünyasında oluşturduğu izler görülür.
Asaf Halet Çelebi’ye göre “şiir basmakalıp bir peyzaj, uluorta bir hikaye olmadığı gibi, neyi ifade ettiği belli olmayan bir musiki de
değildir. Fakat şiirde bunlilrın hepsinden birer nebze bulunmak icap eder. Ancak şairin maksadı ne hikaye anlatmak, ne musiki yapmak ne de resim çizmek olmadığı için bunlar ancak dozu kaçırılmadan şiire verilebilir.” Yine ona göre “şair şuuraltı ile çok temas etmesi gereken bir insandır.
Asaf Halet şiirde vezin ve kafiyeye önem vermez, şiirde ahengi yakalamak için bunlara başvurmaz, ahengi şiirin kompozisyonunda arar.
Asaf Halet Çelebi, yaşadığı dönem içinde hiçbir şiir akımının etkisi altında kalmadan kendine özgü şiirler yazabilmiş, diğer taraftan da taklit edilmesi oldukça zor bir şairdir. Cumhuriyet döneminde, eski şiiri oldukça iyi bilen bir sanatçı olarak mistik şiirde yenilik gerçekleştirebilen bir sanatçıdır.
“O, ne gelmiş geçmiş tek şairdi ne de şiirleri tartışılmaz metinlerdi. O yer. yer empresyonist ama çoğunlukla realiteyi mistisizmle karıştıran irrealist söyleyişleriyle bir yandan kimi batılı şairlerle yakınlık kurarken diğer yandan da doğulu mutasavvıf
şairlerden beslenmeyi ihmal etmeyen bir yenilikçi şairdi. Bu yönüyle Asaf Halet, birçok sanatçının geçmişinden ve doğu kültüründen kopuk bir kültürle yetişmeyi yeğlediği bir dönemde yetişmiş olmasına rağmen farklı bir kişiliğe sahiptir.
Asaf Halet Çelebi’nin başlıca şiir kitapları şunlardır: He(l942), Lamelif (1945), Om Mani Padme Hum (1953).

ÖZ ŞİİR ANLAYIŞI
Cumhuriyet döneminde 1930′lu yıllara kadar memleketçi edebiyat anlayışı edebiyat ve sanat hayatında etkili olmuştur. 1930′lu yıllara doğru memleketçi edebiyata karşı sanatı ön plana alan kıpırdamalar görünmeye başlar. Bu hareketlerin ilki Öz şiiri benimseyen sanatçılardır.
“Didaktik şiir anlayışının şiirle bir ilgisi yoktur. Bundan dolayıdır ki, ilk yılların heyecanı bitince, şairler de haklı olarak “beylik edebiyatı” diye nitelendirmeye başladıkları ve birçok kötü şairin elinde tekerlemeler halini alan, memleketi anlatan şiirlerden bıkmış, yeni yollar aramaya başlamışlardır. Batıda savaş sonrası yeni akımlar çıkmıştır. Ancak Batı savaştan çıkmış ve her şeye inancını kaybetmiş bir halde iken Dadaizm akımı orada, . inkarcılığının bütün tesirlerini yaşatmıştı. Halbuki bu tarihlerde Türkiye’ de yepyeni bir yaşayış ve inanç vardı. Yeni bir yaşama mücadelesine başlarken, eski kötümser şairler bile tavır değiştirmişlerdir. Bundan dolayı ne Dadaizm ne de ondan türeyen yeni akımlar bizde yankı uyandırdı. Şairlerimiz bu akımları, akımların hızı geçtikten sonra, İkinci Dünya Savaşı’nın eşiğinde yakaladılar.,,63 .
Türkiye’de Cumhuriyet döneminde “sanat sanat içindir” deyip öz şiir anlayışını benimseyen ilk grup YEDİ MEŞALECİLERDİR. Şiirlerini Yedi Meşale adlı bir kitapta toplayan Muammer Lutfi, Sabri Esat Siyavuşgil, Yaşar Nabi Nayır, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret, Ziya Osman Saba ve Kenan Hulusi Korayadlı gençlerin oluşturduğu bir harekettir. Bunlar eserlerini Meşale adlı bir dergide yayınlıyor ve bunlara Ahmet Haşim de yazılar gönderiyordu. Bu grup artık Ayşe, Fatma edebiyatından bıktıklarını ilan ediyor ve ne olduğu çok da açık seçik belirtilmeyen ancak Servet/-i Fünun ve Fecr-i Ati şiir anlayışlarına yakın duran ve bunların devamı olduğunu gösteren şiirler yazıyorlardı.
Bunlara göre şiir hiçbir fikir ve ideolojinin hizmetinde kullanılamaz Gerçek şiir, sanat için yazılan, samimi ve yenilik dolu olan şiirdir.
Yedi Meşale’nin Mukaddimesi “Bu eser size her türlü müşkilata rağmen yalnız sanat aşkıyla çalışan birkaç gencin bir senelik edebi mahsülünü takdim ediyor” diye başlar.
Mukaddimede gençler kendilerinin de zamanla önemsiz kalacaklarını, buna rağmen taklitçi edebiyattan kurtulmak için vazifeye atıldıklarını belirtirler. Sanat anlayışlarını kısaca şöyle özetleyebiliriz: Dünün mızmız ve soluk hisleri ve Ayşe Fatma terennümleri terk edilecek. -Yalnız duygular ifade edilecek. -Şiirin konu ve temaları genişletilecek. -Yıllardır değiştire değiştire, verilen fikir ve konulardan vazgeçilecek. -Şiirde canlılık samimiyet ve yenilik esas olacak. -Gerçek bir sanat eseri meydana getirmek için şiirlerde sanat ve inceliğe dikkat edilecektir.
“Bu önsöz, edebi bir tatminsizlik ve mevcut edebiyattan bıkış ile edebiyatın bozulduğu bittiği hakkında, hemen her devirde söylenegelen sözlere bir tepkiden ibarettir. Bu ifadelerin çoğu Abdülhak Hamid ve Recaizade Mahmut Ekrem’in şiirin hiçbir şekilde sınırlandırılmayacağını anlatan yazı ve şiirlerini andırır.,,64
Bu şairler Türk edebiyatından Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati şairleri Avrupa edebiyatından da Parnas akımın etkisinde kalmışlardır. Bu hareket fazla uzun sürmez. Yedi Meşale’yi çıkaran gençlerin çoğunda şiir faaliyeti bir gençlik hevesi olarak kalır.

Posted in Uncategorized | Leave a Comment »

Turgutlu Anadolu Lisesi 2008 ÖSS I. Yerleştirme Sonuçları

Posted by talsayak 15 Ağustos 2008

ÖĞRENCİLERİMİZE YENİ OKULLARINDA BAŞARILAR DİLERİZ…


S.NO ADI SOYADI ALANI ALAN PUANI YERLEŞTİĞİ OKUL

1 HAKAN KURSAT SAY 363,736 İSTANBUL ÜNV. TIP FAKÜLTESİ
2 MERİÇ ACAR SAY 350,657 İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ UÇAK VE UZAY BİLİMLERİ FAKÜLTESİ UÇAK MÜHENDİSLİĞİ
3 ÜMMÜHAN BETÜL PEKZORLU SAY 346,479 EGE ÜNİVERSİTESİ (İZMİR) DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ

4 TÜRKAN ERDEN SAY 344,121 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ (ANKARA) SAĞLIK BİLİMLERİ FAKÜLTESİ BESLENME VE DİYETETİK
5 MEHMET OKAN EKER SAY 340,841 DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ (İZMİR) MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ ELEKTRİK-ELEKTRONİK MÜHENDİSLİĞİ (İNGİLİZCE)
6 TEKGÜL YAŞAR SAY 337,352 BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ NECATİBEY EĞİTİM FAKÜLTESİ İLKÖĞRETİM MATEMATİK ÖĞRETMENLİĞİ
7 DENİZ ŞEN SAY 335,405 MALTEPE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 8 SERCAN ŞİMŞEK SAY 331,120 YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL) MAKİNE FAKÜLTESİ MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ (İÖ)
9 GÖKHAN KARATAŞ SAY 328,903 AMASYA ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ İLKÖĞRETİM MATEMATİK ÖĞRETMENLİĞİ
10 MERVE KEYİMLİCAN SAY 327,123 YILDIZ TEKNİK ÜNV.MATEMATİK
11 YİĞİT TÜRK SAY 320,006 İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ İNŞAAT FAKÜLTESİ İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİ (UOLP-SUNY BUFFALO)
12 ELİF ERÇAKIR SAY 317,649 ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN FAKÜLTESİ MATEMATİK
13 UĞUR HARÇCI SAY 314,990 DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ (KÜTAHYA)
MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ ELEKTRİK-ELEKTRONİK MÜHENDİSLİĞİ (İÖ)
14 KAMİL AHMET MÜFTÜOĞLU SAY 314,258 GAZİANTEP ÜNV.MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ(İNGİLİZCE)
15 FİLİZ YAVUZBAYIR SAY 312,805 ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ
MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ KİMYA MÜHENDİSLİĞİ
16 AHMET ONUR AKÇAKOCA SAY 312,664 PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ (DENİZLİ) MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ
17 NUR KALKAN SAY 308,896 PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ (DENİZLİ)
MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ GIDA MÜHENDİSLİĞİ
18 İPEK METİN SAY 306,782 ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ (BURSA)
EĞİTİM FAKÜLTESİ FEN BİLGİSİ ÖĞRETMENLİĞİ
19 BEGÜM NOYAN SAY 306,719 EGE ÜNİVERSİTESİ(İZMİR)FEN FAKÜLTESİ İSTATİSTİK
20 FATMA SAĞIROĞLU SAY 305,404 EGE ÜNİVERSİTESİ(İZMİR)İZMİR ATATÜRK SAĞLIK YÜKSEKOKULUHEMŞİRELİK
21 HÜSEYİN KORKUSUZ SAY 305,216 ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ (ADANA)
ZİRAAT FAKÜLTESİ GIDA MÜHENDİSLİĞİ
22 BERRA CANÖZ SAY 304,124 ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ (BURSA)
EĞİTİM FAKÜLTESİ FEN BİLGİSİ ÖĞRETMENLİĞİ
23 YUNUS BARMAN SAY 303,817 İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ
GÜZEL SANATLAR VE TASARIM FAKÜLTESİ MİMARLIK
24 AHMET TİRİTOĞLU SAY 302,241 UŞAK ÜNİVERSİTESİ
MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ
25 BAHAR KAPTANOĞLU SAY 294,575 GİRNE AMERİKAN ÜNİVERSİTESİ (KKTC-GİRNE) MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ MİMARLIK (%50 BURSLU)
26 FATMA SEVER SAY 294,478 ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN FAKÜLTESİ KİMYA
27 FATİH ŞENYİĞİT SAY 292,613 ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ (SAMSUN)EĞİTİM FAKÜLTESİ FEN BİLGİSİ ÖĞRETMENLİĞİ
28 GÜLŞAH GÜLER SAY 292,474 EGE ÜNİVERSİTESİ(İZMİR)FEN FAKÜLTESİ BİYOLOJİ
29 DİLEK YAMAN SAY 291,953 İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ JEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİ
30 MERTKAN ÖZKAN SAY 289,428 İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ
FEN FAKÜLTESİ FİZİK (İNGİLİZCE)
31 AYŞE CEREN AKCAN SAY 288,022 EGE ÜNİVERSİTESİ (İZMİR) FEN FAKÜLTESİ KİMYA (İÖ)
32 AHMET HAMDİ KÜÇÜK SAY 287,264 MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ (BURDUR) VETERİNER FAKÜLTESİ
33 SELMA ŞENYILMAZ SAY 286,814 GİRESUN ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK YÜKSEKOKULU HEMŞİRELİK
34 TUĞÇE NEFİSE KAHYAOĞLU SAY 286,592 AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ (ANTALYA) FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ KİMYA
35 BARAN GÜLEN SAY 277,659 MUĞLA ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM FAKÜLTESİ FEN BİLGİSİ ÖĞRETMENLİĞİ (İÖ)
36 SELÇUK BOYACİ SAY 275,119 DOĞU AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ (KKTC-GAZİMAĞUSA)MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ
37 BURAK EĞRİLMEZ SAY 269,901 SELÇUK ÜNİVERSİTESİ (KONYA)
MÜHENDİSLİK-MİMARLIK FAKÜLTESİ MADEN MÜHENDİSLİĞİ
38 FATİH YURTTAŞ SAY 265,328 GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ (TOKAT)
ZİRAAT FAKÜLTESİ ZİRAAT MÜHENDİSLİĞİ

39 NİLÜFER ÇEKİN EA 344,638 ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (ANKARA)
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ İŞLETME

40 NURDAN TAŞ EA 340,766 İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ
41 ÖZGÜR KIRAN EA 340,605 İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ (BURSLU)
42 DİLEK GÜLMEZ EA 340,084 İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ İŞLETME (BURSLU)
43 AYŞE GÜNAY EA 339,246 DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ (İZMİR)HUKUK FAKÜLTESİ
44 NİHAN GÖK EA 337,027 DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ (İZMİR)HUKUK FAKÜLTESİ
45 DUYGU OTAY EA 334,120 DOKUZ EYLÜL ÜNV.HUKUK FAKÜLTESİ
46 NEFİSE EBLEM EA 331,751 ANKARA ÜNİVERSİTESİ
DİL VE TARİH COĞRAFYA FAKÜLTESİ PSİKOLOJİ
47 İLYAS AYGÜN EA 331,604 MARMARA ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)
ATATÜRK EĞİTİM FAKÜLTESİ REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK
48 BARIŞ UĞUR EA 329,673 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ (ANKARA)
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ İKTİSAT (İNGİLİZCE)
49 BELGİN KURUOĞLU EA 327,145 YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)
EĞİTİM FAKÜLTESİ REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK (BAŞARI BURSLU)
50 SEMRA DURAK EA 327,086 ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ (BURSA)FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ PSİKOLOJİ
51 ÜMRAN BÜLBÜL EA 326,296 İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ ULUSLARARASI TİCARET VE FİNANSMAN (BURSLU)
52 METİN KIŞLIK EA 324,053 YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER
53 İLKE OKUR EA 319,849 PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ (DENİZLİ)
EĞİTİM FAKÜLTESİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİ
54 FULYA URGANLILI EA 316,493 EGE ÜNİVERSİTESİ (İZMİR) İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ İKTİSAT
55 YUSUF ÖNOĞUL EA 314,474 MARMARA ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ MALİYE
56 MURAT KAHRAMAN EA 313,817 UŞAK ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM FAKÜLTESİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİ
57 HATICE KIRLI EA 313,161 ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ (BURSA)
EĞİTİM FAKÜLTESİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİ (İÖ)
58 FADİME HANIM KAYGISIZ EA 311,834 BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ
NECATİBEY EĞİTİM FAKÜLTESİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİ (İÖ)
59 ÖZLEM DEVELİ EA 311,527 ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ (AYDIN)
EĞİTİM FAKÜLTESİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİ (İÖ)
60 NADİR BAL EA 311,397 ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ (AYDIN)
EĞİTİM FAKÜLTESİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİ (İÖ)
61 SİBEL CAN EA 311,343 PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ (DENİZLİ)
EĞİTİM FAKÜLTESİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİ (İÖ)
62 HARUN GÖRDÜ EA 308,430 UŞAK ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM FAKÜLTESİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİ (İÖ)
63 MUSTAFA ÖZMETE EA 306,801 DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ (İZMİR)
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ İKTİSAT
64 DUYGU SEVER EA 306,511 İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ İŞLETME (İNGİLİZCE) (BURSLU)
65 SERHAT ÇOKYAVAŞ EA 304,859 ANADOLU ÜNİVERSİTESİ (ESKİŞEHİR)
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ MALİYE
66 DİLEK KULCU EA 304,407 KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (TRABZON)
FATİH EĞİTİM FAKÜLTESİ OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLİĞİ
67 CEREN MADAN EA 301,175 İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ LOJİSTİK YÖNETİMİ
68 MÜCAHİD GÜÇLÜ EA 300,691 ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ (BURSA)
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ İKTİSAT
69 GANİMET YİĞİTLER EA 297,872 ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ (AYDIN)
FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ SOSYOLOJİ
70 HİLMİ ATILGAN EA 297,394 CELÂL BAYAR ÜNİVERSİTESİ (MANİSA)
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ İŞLETME
71 BERRİN AKTAŞ EA 294,106 PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ (DENİZLİ)
FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ FELSEFE
72 SERDAR TUNCA EA 293,937 TRAKYA ÜNİVERSİTESİ (EDİRNE)
UYGULAMALI BİLİMLER YÜKSEKOKULU BANKACILIK
73 İLKE GÜNEŞ EA 292,201 İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ
FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ PSİKOLOJİ
74 BURAK ERGÜN EA 288,306 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ (ISPARTA)
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ (İÖ)
75 HAKAN İLERİ EA 286,158 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ (SİVAS)
İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ (İÖ)
76 ESMA NUR YAŞAR EA 266,800 YAŞAR ÜNİVERSİTESİ (İZMİR)
İİBF ULUSLARARASI TİCARET VE FİNANSMAN

77 ÇAĞLAR KEMAL BENEKLİ SÖZ. 337,020 BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ
NECATİBEY EĞİTİM FAKÜLTESİ TÜRKÇE ÖĞRETMENLİĞİ

78 GÜLSEV KOÇANOĞLU SÖZ. 334,514 PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ (DENİZLİ)
EĞİTİM FAKÜLTESİ TÜRKÇE ÖĞRETMENLİĞİ (İÖ)
79 TESLİME DEMİR SÖZ. 333,685 BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ
NECATİBEY EĞİTİM FAKÜLTESİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENLİĞİ
80 HÜSEYİN EPSEL SÖZ. 330,219 PAMUKKALE ÜNV. TÜRKÇE ÖĞRETMENLİĞİ
81 AYŞEN KARATÜRK SÖZ. 321,225 MARMARA ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ COĞRAFYA
82 ALİ ATLI SÖZ. 320,295 ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ (AYDIN)
EĞİTİM FAKÜLTESİ SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMENLİĞİ
83 BAHAR TOPRAK SÖZ. 319,757 İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ
İLETİŞİM FAKÜLTESİ MEDYA VE İLETİŞİM (BURSLU)
84 İBRAHİM GÖKHAN EROĞLU SÖZ. 318,076 GAZİ ÜNİVERSİTESİ (ANKARA)
GAZİ EĞİTİM FAKÜLTESİ SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMENLİĞİ (İÖ)
85 ÜMİT ÜNALDI SÖZ. 279,739 ANADOLU ÜNİVERSİTESİ (ESKİŞEHİR)
İŞLETME FAKÜLTESİ İŞLETME

86 HANİFE TAŞDEMİR YAB.D. 359,684 ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ (BURSA)
EĞİTİM FAKÜLTESİ İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ

87 PERVİN ERENGÜL YAB.D. 359,335 ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ (BURSA)
EĞİTİM FAKÜLTESİ İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ
88 GÜLER YILDIZ YAB.D. 357,985 ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ (BURSA)
EĞİTİM FAKÜLTESİ İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ
89 HATİCE ZEYBEK YAB.D. 357,932 ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ (BURSA)
EĞİTİM FAKÜLTESİ İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ
90 İSMET GÖRKEM AKGÜN YAB.D. 354,156 ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM FAKÜLTESİ İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ
91 BİRCAN YAĞIZ YAB.D. 352,303 ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM FAKÜLTESİ İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ
92 MERVE BAŞKUTLU YAB.D. 347,980 ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ (BURSA)
EĞİTİM FAKÜLTESİ İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ (İÖ)
93 HÜSEYİN KILIÇ YAB.D. 347,813 ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ (BURSA)
EĞİTİM FAKÜLTESİ İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ (İÖ)
94 AYHAN FİLİK YAB.D. 346,565 ANADOLU ÜNİVERSİTESİ (ESKİŞEHİR)
AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ (İZMİR) (AÇIKÖĞRETİM)
95 GÜL DEMİRALP YAB.D. 344,981 TRAKYA ÜNİVERSİTESİ (EDİRNE)
FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ MÜTERCİM-TERCÜMANLIK (İNGİLİZCE)
96 HÜSEYİN BAYRAM YAB.D. 342,607 ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ FEN VE EDEBİYAT FAKÜLTESİ İNGİLİZ DİLİ VE EDEBİYATI
97 MESUT ŞAHİN YAB.D. 339,453 DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ (KÜTAHYA)
FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ İNGİLİZ DİLİ VE EDEBİYATI (İÖ)
98 SELCAN TEK YAB.D. 339,127 DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ (İZMİR)
BUCA EĞİTİM FAKÜLTESİ ALMANCA ÖĞRETMENLİĞİ
99 ELVAN ARTUN YAB.D. 335,542 ANKARA ÜNİVERSİTESİ
DİL VE TARİH COĞRAFYA FAKÜLTESİ İSPANYOL DİLİ VE EDEBİYATI
100 KÜRŞAT GİRAY ÖZTEKİN YAB.D. 334,900 DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ (İZMİR)BUCA EĞİTİM FAKÜLTESİ ALMANCA ÖĞRETMENLİĞİ
101 ADEM CELEP YAB.D. 330,970 ANADOLU ÜNİVERSİTESİ (ESKİŞEHİR)
EĞİTİM FAKÜLTESİ ALMANCA ÖĞRETMENLİĞİ
102 ÖZGE ŞENPINAR YAB.D. 330,279 ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ ALMANCA ÖĞRETMENLİĞİ

Posted in Uncategorized | 1 Comment »

DAĞ

Posted by talsayak 1 Ağustos 2008

Dağı dağ üstüne koy taşı taş üstüne
bir dağ bir dağa nasıl seslenirse öyle
al heybeni sen de düş yollara
öyle düş ki sonunda üç elma kalsın
kime kalırsa kalsın bizden bir söz kalsın da
bir dağ bir dağa nasıl kalırsa öyle kalsın

Şarkılar bize ne anlatır diyordun
ne anlatırsa anlatsın dinle
biraz yağmur, bir parça da rüzgâr
en çok da yoldan anlatırsa düş yollara
bir dağ bir dağa nasıl seslenirse gecede
bir şarkı da sendeki bir şarkıyı anlatır

Dağı dağ üstüne koy taşı taş üstüne
biriktir mektupları albümleri sakla gitsin
deva bulmaz kanatlan kuşlar da yaralı
dilleri söylemez olmuş söylese duyulmaz
bir dağ bir dağa nasıl söylerse derdini
biriktir sarkılan içinde sen de bir dağı bekle

Biz bu mevsime ne yaptık da yollarda
koskoca bir dağ çıktı payımıza
koskoca bir âlı çıktı
bir dağa bir dağ nasıl yanarsa
savurma sen de küllerini sakla gitsin
şarkılar bize ne anlatır biz neyi düşleriz
taşı taş üstüne koy dağı dağ üstüne…

Hüseyin Alacatlı

Posted in Uncategorized | Leave a Comment »

Çanakkale Gezisi

Posted by talsayak 12 Haziran 2008

Turgutlu Anadolu Lisesi öğrencileri bir günlük Çanakkale gezisi yaptı.

Posted in Uncategorized | Leave a Comment »

Tiyatro Gösterisi

Posted by talsayak 12 Haziran 2008


10 Haziran 2008 Salı günü Yıl Sonu Kültür Sanat Şenliği Etkinliği olarak, Turgutlu Anadolu Lisesi öğrencileri, Moliere’in “Hastalık Hastası” adlı oyununu Turgutlu Endüstri Meslek Lisesi konferans salonunda başarıyla sahnelediler.

Posted in Uncategorized | Leave a Comment »

Botanik Bahçesi ve Tabiat Tarihi Müzesine Gezi Yaptık

Posted by talsayak 10 Haziran 2008

2 Haziran 2008 Pazartesi günü 11 F-A, B, C sınıfı öğrencileriyle, Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi ve Tabiat Tarihi Müzesi’ne bir gezi yapıldı.

Botanik Bahçesi’nde gerek biyolojik gerekse de coğrafik açılardan bitki çeşitleri gözlendi ve incelendi. Benim de ağaçlara dair yeni bilgiler edinmemim yanı sıra, birçok ağaç çeşitlerini görme imkanım oldu.

Tabiat Tarihi Müzesinde ise kayaç çeşitleri, ülkemizdeki yaşayan ve ortadan kalkmış kuş türleri, evrimle ilgili fosiller ve evrimin gelişimi konularında ayrıntılı bir biçimde bilgilenen öğrencilerimiz geziden büyük bir keyif aldılar.

Akabinde Forum Bornova; sinema, alış veriş vs derken Turgutlu’ya dönüş…

Posted in Uncategorized | Leave a Comment »