TALSAYAK

Edebiyat ve Eğitim Seçkisi

Kaç Kitabım Var ve Bir Kitap?..

Posted by talsayak 25 Kasım 2005

Kitaplarımı görenlerin sordukları soru genellikle aynı: ?Kaç kitabın var ve bunların tamamını okudunuz mu?..?
Öğrenciyken kitaplarımı sayardım. Hatta kitapların sayını ve kendimce verdiğim numaraları gösteren kitap kayıt defterim bile vardı. Sonraları bundan vaz geçtim.
Bütün kitapları okuyamadığım gibi, kitaplarımın sayısı artık o kadar da ilgilendirmiyordu. Daha çok ilgilendiğim şey, aldığım kitabın beni memnun edip etmediğiydi.
(Ah kitaplar kitaplar, kitaplarım… öğrencilerimde kalanlar, arkadaşlarda kalanlar, evin bir köşesinde kolilerde duranlar..ve en şanslıları da kitaplıktakiler… )
Evet, tek tek kitap saymanın vakti geçti artık!

-En son aldığım kitap(lar)?

Şimdilik bir tanesinden bahsedeceğim.

Geçen cumartesi Manisa?dan aldığım bir deneme kitabı genç yazar adaylarına esaslı öğütler veriyor.

Ali Çolak, bir yazısına ?Ne kadar çok yazar olmak isteyen var? diye başlar ve gençliğinde şiirler, öyküler yazan birçok kişinin bu hevesinin yazma işinin gerçek nedenlerine yaslanmadığından ve yazarlık mesleğinin gerekleriyle beslenmediğinden kaybolup gittiğini söyler.

Yazının o ince uzun yolunu kat etmeyi göze alamayan gençler çoğu kez hayal kırıklığıyla baş başa kalır. Çünkü yazmak bir dağı tırmanmak gibidir. Tehlikeli ve güçtür; ama bir o kadar da heyecan vericidir? Bu yazıda tanıtacağımız kitap, bu zor yolculukta bir rehber olarak kabul edilip okunabilir. Özenle hazırlanıp basılmış kitap; Yazarlık Ağacı (Sütun Yayınları) ismini taşıyor. Kitabın yazarı Said Türkoğlu, ?Bu çalışma, yazmaya yeni başlayanlar için bir yüreklendirme ve teşvik düşüncesiyle kaleme alınmıştır.? notunu düşmüş. Büyük bir kısmı Yitik Düşler dergisinde yayımlanan yazıların toplamından oluşan kitapta; yazar olma aşamaları teknik, düşünce ve duygu boyutlarıyla ele alınıyor.

Kitabın sayfaları arasında gezinirken yıllar önce okuduğum Jean Paul Satre?ın ?Yazmak nedir?? başlıklı yazısını hatırladım. Satre, yazmanın var oluş nedenlerine ve pratiğine ilişkin birçok temel soruya cevap aradığı bu yazıda, kendini ifade etme konusunu ?sözü olmak? ile ?yazısı olmak? bağlamında bir ayrım getiriyordu. ?Yazış diye bir şey vardır ortada. Birtakım şeyleri söylemeyi seçti diye değil, birtakım şeyleri şu ya da bu biçimde söylemeyi seçti diye yazar olur insan. Evet, düzyazıya değerini veren yazıştır? görüşünü savunuyordu. Yazar Said Türkoğlu da kitap boyunca söyleyecek sözü olanlara onu nasıl söylemesi gerektiği konusunda yol gösteriyor. Bunu yaparken yazar olmak konusunda birtakım kestirme yollar önermiyor, bir anda yazarlık tahtına çıkaracak sihirli değnek vaat etmiyor. Aksine yazar adaylarına aklı başında bir okuma sürecine katlanmayı, kendi iç sesini dinlemeyi, sabırlı olmayı, bir fikir olgunluğu sergilemeyi ve bütün varlıklara karşı duyarlı olmayı salık veriyor. Zaten adına yazarlık denilen ruh, gönül fikir yolculuğunda hiçbir hazır formül işe yaramıyor.

Dil zevki nasıl oluşur?

?Yazmak bir insanlık ödevidir. Bu ödevin sorumluları da yazmaya karşı yeteneğe ve coşkuya sahip olanlardır.? diyen Türkoğlu, yazar olmak için yeteneğin şart olduğu vurguluyor. Yazara göre sınırlı bir yetenekle ancak sıkı yazışma metinleri, sağlam yapılı mektuplar kotarılabilir. Okurun gönlüne uzanan nitelikli edebi metinler sadece kişilik kumaşında gerçek sanata elverişli desenler bulunan kalemlerden çıkabilir.

Yazarlık ağacı dört bölümden oluşuyor. Said Türkoğlu, kitabın birinci bölümünde genç yazar adaylarına öncelikli olarak nitelikli bir okuma evreni kurmayı tavsiye ediyor. Altyapı ve Beslenme adını taşıyan bu bölümde Türkoğlu, bir yazar adayının hangi donanımla yola çıkması gerektiğini anlatıyor. Zihni bir faaliyet olarak görülen yazarlığın daha çok kalbe akraba bir duyarlılık olduğunun altını çizen yazar, ?Kalem ustalığına nasıl erişilir?? sorusunun cevabını arıyor. İkinci bölümde yazma denemelerine yer veren Türkoğlu, üçüncü bölümde üslup konusunu işliyor. Yazar, bu bölümde, ?Her şeyden önce üslup dille kurulur. Ve dil zevkinin oluşması, coşkulu bir seyirle süre giden okuma-yazmaların kazandırdıklarıyla doğru orantılıdır.? diyor. Kitap, yazmakla doğrudan ilgili denemelerle son buluyor. Kitabın bazı bölümlerinden sonra Sezai Karakoç, Cemil Meriç, Salah Birsel, Ahmet Turan Alkan, Sadık Yalsızuçanlar, Ali Çolak, Nihat Dağlı gibi yazarların ürünleri yer alıyor.

Altı çizili satırlar

Yazarın kelimelerle macerası maden-kuyumcu ilişkisi gibidir. Yazar kelimelerle dostluk kura kura onlara kendi ruhunun ve kalbinin sırlarına ortak eder ve kelimelerin canlı, ışıltılı varlıklar haline gelmesini sağlar.

Aslında günlükle başlamalı yazmaya. İçimizi samimiyetle şerh etmeli. Duygularımızın derinliklerine inmeli. Kendi kendimizle halleşmeli, ta ki ruh halimizle bağ kurabilen bir dile varabilelim.

Fıtrata yazmanın bir ödev olduğunu kabul ettirinceye kadar bir disiplin çerçevesinde yazmayı sürdürmek, içimizdeki cılız istek damarlarını güçlendirir.

Yazarlıkta hayal gücünü yerli yerinde işletmekle birlikte önemli olan, hayatı bir kaynak olarak görmek, anılardan ve çocukluğun tükenmez denizinden yeterince faydalanmaktır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: