TALSAYAK

Edebiyat ve Eğitim Seçkisi

Şiir Dili Hakkında

Posted by talsayak 14 Ocak 2007

Şiirde, coşku ve heyecanlar kişiye özgü duygu ve duyarlılıklar dile getirilir.
Coşku, heyecan, duygu ve duyarlılıklar kişiden kişiye değişir. Aynı nesne, görünüş ve olay karşısında olan duygu, duyarlık ve heyecanların farklı olması doğaldır. Çünkü her insanda algı ve sezgi farklıdır.
Yukarıda değinilenleri ifade etmek için günlük hayatta kullandığımız dildeki kelimeler ve söz kalıpları yetmez. Kendimizi ifade etmek için de dilden başka gelişmiş araç yoktur. Bunun için dil göstergelerine yeni anlam ve değerler yüklenerek şiir dili oluşturulur.
İnsan, seyrettiği bir manzarada kendince belirlediği bir farklılığı, bir güzelliği dile getirmek için kendi­ne göre gösterge icat edemez; etse de bunu kimse anlamaz. Dildeki kelimeler ve söyleyiş kalıpları bu farklılığı ifade edecek biçimde kullanılır. Böylece dil göstergelerine yeni anlam değerleri yüklenir. Ruh hâllerinin ifadesinde de aynı yola başvurulur.
İnsanların duygu, izlenim, tasarım, sezgi ve coşkuları, kişiye, zamana, mekâna, psikolojik duruma göre değişir. Şiirde de duygu, izlenim, tasarım, sevinç ve coşkular, dille ifade edilmektedir. Ancak dil göstergeleri sınırlıdır. Sınırlı olan dil göstergeleriyle belirlenmesi mümkün olmayan duyarlılıkların, sezgilerin ifade edilmesi söz konusudur. Bu durum kullanılan dilden hareketle ve onun malzemeleriyle yeni bir dil kurmayı gerektirir. Özel bir duyarlılığı, duyguyu, sezgiyi, algıyı, durumu; daha doğru, daha canlı, daha güzel ve daha tesirli ifade etmek; bunları bilinen başka şeylerle ilişkilendirerek anlatmak, göstermek, sezdirmek için gereklidir. İlişkilendirerek anlatmak bir yönüyle anlatan kişinin zevki, kültürü, amacı, bir yönüyle de kullandığı dilin imkânlarıyla ilgilidir.

İşte bu ilişkilendirerek anlatma, gösterme, duyurma, hissettirme ve çağrıştırmada bilinen ve kullanılan dil göstergelerinden yararlanılarak oluşturulan ses ve söz kalıplarına “imge” denir. İmgelerin oluşturulmasında da mecazlardan yararlanılır. Bir sözün kendi anlamı dışında kullanılması mecazdır.

Bir kelimenin ilk anlam dışında bir hayali, bir düşünceyi, bir tasarımı, bir izlenimi ve benzerlerini ifade re kullanılmasında, o sözün gerçek anlamını düşündürmeyecek bir engel varsa, kelime mecaz anlamında kullan­ılmıştır. “Ahmet’in arabası uçuyor.”, “Ali sobayı yaktı.” cümlelerinde böyle bir kullanım vardır. Çünkü araba uçmaz, kuş değildir; soba yanmaz, içindekiler yanar.
Mecazların bir kısmında benzerlik ve karşılaştırma ilişkisiyle bir söz başka bir söz yerine kullanılır. Benzetme(teşbih) ve eğretileme(istiare) böyledir. Bir kısmında da birliktelik esastır. Bunlar da mürsel mecaz (düz değişmece) olarak adlandırılır.
Bir kelimenin gerçek anlamını düşünmeye engel olmayan unsurlar bulunmayacak şartıyla da bir söz kendi anlamı dışında kullanılır. Bu biçimde gerçekleşen mecaz tiplerinden biri kinayedir. “Ahmet’in hem eli hem de gözü açıktır. Onun babası da mahallesinde dişli adamdı.” Bu cümlelerde Ahmet’in elinin hem yapı bakımından uzunluğu hem de hırsızlığı ifade edilmiştir. Gözü açık söz grubuyla, babanın dişli olması-nı dile getiren kelimeler de böyledir. “Alnı açık, yüzü ak, evinin kapısı açık” sözleri de mecaz olarak kullanılır. Bir sözün açık söylenmesinin uygun düşmediği yerlerde kinaye yolu seçilir.

Kinaye ile birlikte üzerinde durulması gereken söz sanatlarından yani mecaz biçimlerinden biri de tarizdir. İfadeyi kendi anlamı dışında zarif bir biçimde kullanmaktır. Söylenmek istenilenden güzel ve düşündürücü biçimde sapma söz konusudur. Tariz dokundurma, dokunaklı söz söylemedir. Para harcamasını sevmeyen birine “çok cömert davrandınız”; tembel bir memura “çok gayretlidir, masasında kâğıt beklemez”; gösterişli giyen birine “dünyaya çıplak geldiğini unutma” demek bu biçimdeki mecazlara örnek olacak ifadelerdir.000
Mecazlar benzetme, kişileştirme ve birliktelik ilişkileriyle bir sözün kendi anlamı dışında kullanılması sonucu oluşur. Mecazlar; benzetme, eğretileme (istiare), kişileştirme (teşhis ve intak) ve mürsel mecaz (düz değişmece) başlıkları altında incelenir.
Benzetme, eğretileme ve kişileştirme sanatlarında benzetme esastır. Bir sözün benzetme ilişkisiyle bir başka söz yerine kullanılması için iki sözün anlam birimcikleri arasında ilişki olması gerekir. Mürsel mecazın hemen her türünde, iki sözün ifade ettiği kavram ve obje arasında “birliktelik” ilişkisi vardır.

Kelimelerin yazılı ve sözlü metinlerde her türlü mecazlardan yararlanılarak kullanılması sayılı dil birlikleriyle sayısız anlam, düşünce, hayal, tasarı, izlenim, düş ve benzerlerini ifade etmek zorunluluğundan kaynaklanır. Bunun için de bilinen ve kullanılan kelimeler yukarıda üzerinde durulan mecazlar yoluyla yeni anlamlar kazanır. Böylece dil göstergeleri birden çok anlamda kullanılır.
Yukarıda sözü edilenler şiir dilinin oluşmasında önemli özelliklerden biridir. Şiir dilinin özelliklerinden biri de dil göstergelerinin (kelime, kelime grubu, cümleler) birlikte hazırladıkları çağrışımlar ve duygu değerleridir.
Şiirde ses, anlam ve söyleyiş, okuyucuda şairin de düşünmediği yeni, farklı duygu, izlenim ve sezgilerin uyanmasına sebep olur. Şiirde diğer edebî metinler gibi dille gerçekleştirilen sanat eseri olduğu ıçin her okunuşunda yeniden anlam ve değer kazanır. Çünkü iletişimin oluştuğu bağlam değişir.

Aşağıda Türk edebiyatının farklı dönemlerinden alınmış şiirlerden hareketle şiir diliyle ilgili hususi, örnekler verilmiştir.

Örnek 1:

DESEM Kİ

Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır.
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor.
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim.
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm.
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Cahit Sıtkı Tarancı

Günlük dilin doğal kullanılışında bir insana: “Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor.” Denilmez. Yine: “Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini”, “Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim.”, “Senden tattım yemişlerin cümlesini”, “Toprakların en bereketlisini sende sürdüm.” gibi ifadeleri de kullanmayız. Ama bu cümlelerdeki kelimelerin hepsini farklı bağlamlarda kullanırız. Bunun için şiir dilindeki sapmalar burada aranmalıdır.
İnsanı rahatlatan rüzgâr nereden eser? Yerine göre bir dağdan veya bir denizden. Şiirde; “Bunaltıcı yaz sıcaklığında “sen” varlığınla serin bir rüzgâr gibi beni rahatlatıyorsun.”, “Sen bende uyandırdığın tesirle serinletici rüzgârın kaynağı gibisin.” denilmek isteniyor. Ama böyle bir açıklama yok. Bu durum şiir dilinin özelliğidir.
Denizlerin mavisi insana huzur verir. Ormanların en yoğunu ve en kuytusunda gezmekten zevk duyulur. Çiçek bahçelerinin güzelliğini ve bu bahçedeki solmaz çiçeklerin, toprakların en bereketlisi, yemişlerin tadını düşünmesi insanda değişik duygular uyandırır.
Şiirde “sen” zamiriyle sevgiliden söz edilmiştir. Sevgili rüzgârıyla insanı ferahlatan dağ; mavi rengiyle gözleri dinlendiren deniz; tabiat, gezilen orman ve çiçeklerin en solmazının yetiştiği bahçedir; toprakların en bereketlisi, yemişlerin hepsinin tadını veren bir varlıktır. Bu dizeler benzetme üzerinde kurulmuştur. Yukarıdaki şiir parçası tek bir imge çevresinde oluşmuştur. Doğada bulunan bütün güzellikler sevgilide vardır. Ancak bu, böyle bir cümleyle söylenirse okuyucu ve dinleyicinin dikkatini çekmez. Ayrıca okuyucuda tesirli de olmaz. Sevgili bütün doğal varlıkların görünüşünü, rengini, verimliliğini, kokusunu ve tadını veren bir varlığa benzetilmiştir. Bu benzetmenin yukarıda görüldüğü gibi kısaca ve yoğun biçimde dile getirilmesi, üzerinde durulan sevgili aracılığıyla gerçekleştirilmiştir.

İmge, şairin gördüklerini ve hissettiklerini her okunduğunda yorumlanabilecek şekilde yoğun olarak dile getirilmesini sağlamıştır.

“Desem ki” şiirinin alınan bu bölümünde “Desem ki” sözünü “senden” ve “sende” zamirinin yer aldığı cümleler izlemektedir. Bu cümlelerin hepsinde “ben” sevgili karşısında, kendi duyarlılığını haber cümleleriyle ifade etmektedir. “Sen” zamiri her dizede bir başka yerde ifade edilmiş, böylece şiire olumsuzluk katacak sen tekrarından kaçınılmış; “ben”, “sen” karşısında duygularını konuşma dilinin doğallığı içinde ifade etmiştir.

Örnek 2:

Çukurova bayramlığın giyerken
Çıplaklığın üzerinden soyarken
Şubat ayı kış yelini kovarken
Cennet demek sana yakışır dağlar
Karacaoğlan

Karacaoğlan’ın bu dörtlüğü: “Belli bir mevsimde dağlar cennet gibi olur.” cümlesinde ifade edilen düşünce üzerine kurulmuştur. Türkçede güzel bir yerin cennete benzetilmesine çok rastlanır. Ancak burada belirtilmemiştir. Çukurova’nın “çıplaklığını üzerinden soyması”, “Çukurova’nın bayramlığını giymesi”, “Şubat ayının kış yelini kovması” gibi söz gruplarıyla mevsime işaret edilmiştir. “Şubat ayından sonra Çukurova çevresinde dağlar cennet gibi olur.” cümlesi hiçbir okuyucuda, hiçbir zaman, hiçbir duygu uyandırmaz. Çünkü, böyle bir ifade doğal bir olayı, doğal bir şekilde ifade etmektedir.
Dörtlükte Çukurova, çıplaklığı üzerinden soyan ve bayramlık giyen bir insana benzetilmiş; şubat ayı da kış yelini kovan bir insan olarak düşünülmüştür. Her iki durumda da kişileştirme söz konusudur. Çünkü; kovmak iradeyle gerçekleştirilen bir eylemdir. Ovanın çıplaklığını üzerinden soyması kıştan bahara geçişteki değişimi dile getirmektedir. Ova rastgele bir elbise değil, bayramlık giymektedir. Şair doğayı olduğu gibi değil gördüğü gibi anlatmak ve kişisel duyarlılığını dile getirmek için kişileştirmeye başvurmuştur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: