TALSAYAK

Edebiyat ve Eğitim Seçkisi

Anlatmaya Bağlı Edebi Metin İnceleme Yöntemi Örneği (Türk Edebiyatı 9)

Posted by talsayak 1 Mayıs 2008

GÜVERCİN AVI

“Yoo, güvercinlerime dokunmayınız.” dedi.

İhtiyar çiftlik sahibinin hayatta en çok sevdiği şeylerden birisi ve belki birincisi de güvercinleri idi. Genç yaşından beri ne tarlası, ne ağılı, ne ahırı, ne kümesler onu çiftlik binasının iç avlusundaki güvercinleri kadar işgal etmemiştir. Bunun için değil midir ki, onu, kasabada olsun köyde olsun, ai­le adının bütün şöhretine rağmen “Kuşbaz Hüseyin Bey” demeden kimse tanımaz.
Hüseyin Bey’in “Kuşbaz’lığı herşeyi bastırdı. Ömrünün öyle devreleri oldu ki, karısını, kızlarını ve en mühim işlerini bu merakı ve bu eğlencesi yoluna, âdeta, feda etti, unuttu, kendinden geçti; bir meczup hâline girdi.
Şimdi, o havalinin (ne diyorum?) belki dünyanın en güzel, en nadir ve en cins güvercinlerine o sahiptir. Otuz seneden beri bu nazenin mahlûklardan, bin ihtimam ve bin itina ile kimbilir kaç nesil yetiştirdikten ve bu fende, kimbilir, ne kadar alın teri döktükten sonra nihayet bugün en temiz bir is­tifaya mazhar olmuş bu zavallı asil kuşlar ortasında hayatının en mesut dakikalarını yaşıyordu. Her birini ayrı ayrı isimleriyle çağırıyordu. Yabancı bir göz için hepsi bir renkte, bir boyda ve bir şekilde görünen bu mahlûkları birbirinden ayıran birçok gizli alâmetler yalnız ona zahir idi. Bazılarının boyunlarındaki ince mercan gerdanlıkları, bazılarının topuklarmdaki altın mahmuzları, kiminin kanatları altındaki yeşil benekleri veya gözlerinin içindeki kızıl yıldızları o görür, o bilirdi.
Avlunun içinde hepsinin derecelerine göre ayrı ayrı daireleri vardı: Kuşbaz Hüseyin Bey, her ak­şam üstü, insan ruhlu bu güzel kuşların her birinin kendi sevgilisiyle kendi odasına çekildiğini gör­meden içi rahat edip yemeğini yiyemezdi. (…) Acaba Akkadınla Süleyman Ustanın arası neden açıl­dı? Mutlaka küçük Serfiraz Mesud’a gönül bağladı. (…) Ne yapsak acaba, ne yapsak…” derdi ve bu endişelerle bütün gece gözüne uyku girmezdi. Yatağının içinde sağdan sola, soldan sağa dönüp du­rurdu. Eşi:
-Yahu, ne olur biraz da benimle meşgul olsan; derdi.
Fakat, Kuşbaz Hüseyin Bey, bütün gönül ve cinsiyet işlerini yalınız güvercinlere mahsus bir şey zannederdi.
Hele, hep birden uçtukları zaman neşesine payan olmazdı. Avlunun ortasında, elinde bir uzun kargı ile saatlerce başı havada, ağzı açık hayran hayran dolaşırdı.
1919 senesinin, Nisan aylarında bir öğle sonu bütün civar köylerde olduğu gibi, onun çiftliğine de bir bölük düşman askeri girdiği gün o, işte bu vaziyette avlunun ortasında idi. Birden, etrafında adamların koşuşmağa ve içeriden karısıyla kızlarının telâşlı telâşlı konuşmağa başladığını hissetti; döndü baktı ki iki kanadı açık büyük avlu kapısından içeriye, bir hana inen yorgun ve sakin bir yol­cu kafilesi tavrıyla, bazısı atlı, bazısı yayan bir sürü düşman askeri giriyor! Kuşbaz Hüseyin Bey’in ömründe ilk defa olacaktır ki kuşları havada iken başı yere indi; benzi sapsarı, gelenlere doğru yürüdü; henüz bir çiftlik beyi âmirliğiyle:
-Ne var? Ne istiyorsunuz? Diye sordu. Bunun üzerine gelenlerden biri gülerek laubali bir tavırla ona yaklaştı:
-Merhaba beyim; yabancı değiliz; dedi. Hüseyin Bey, bu sözleri söyleyerek kendisine elini uzatan genç düşman çavuşunu tanır gibi oldu: fakat, pek iyi hatırlayamadı. Çavuş sırnaşık bir gülüşle sordu:
-Tanıyamadınız mı? İspiro’yu tanıyamadınız mı? İspiro, İspiro? Hüseyin Bey birden:
-Ha, evet, dedi.
Bu adam, beş sene evvel Hüseyin Bey’in yanında altı ay kadar hizmetkârlık etmişti; eli uzunca ve açıkgöz bir delikanlı idi. Gittikçe lâubalileşen bir tavırla elini ihtiyar adamın omuzuna koydu ve ku­lağına eğildi. Yavaşça:
-Birkaç akşam burada kalacağız: dedi. Zabitler köy evlerinde rahat edemezler. Biraz ikram lâ­zım… Hüseyin Bey şaşkın bir hâlde:
-Peki buyursunlar dedi.
İşte, bunun üzerinedir ki, düşmanlar ihtiyarın yanına geldiler, gülüşerek, konuşarak etrafını al­dılar ve havada uçuşan güvercinlere nişan almak istediler. Hüseyin Bey, elindeki kargıyı asabiyetle sallayarak, yarı öfkeli yarı tehditli bir sesle:
-Yo, dedi; güvercinlerime dokunmayınız!
Fakat, o bu sözünü bitirmemişti, ki, yanı başında bir silâh patladı. Hüseyin Bey, eteği tutuşmuş bir adam telâşiyle ilk kurşunu atanın kolundan çekti:
-Ne yapıyorsun? Sakın ha! Diye bağırdı. Lâkin, o bununla meşgul olduğu bir sırada bir diğeri si­lâhını havaya kaldırdı; kulağı dibinde bir ikinci kurşun daha vızladı; havadaki kuşlardan bir tanesi dö­ne döne, yavaş vavaş aşağı düşmeğe başladı ve uçan kafilede büyük bir perişanlık alâmeti belirdi. Hü­seyin Bey’in elinden kargısı düştü, bütün vücudu titriyordu, yüzünün rengiyle sakalının rengi birbirinden fark olunamıyordu. İspiro, yanına yaklaştı:
-Ne olur canım, bırak! Dedi.
-Bırak mı? Sen aklını mı bozdun? Söyle şunlara, vallahi sonra fena olur.
-Fena mı olur? Nasıl. Hey, kendine gel çorbacı, o günler geçti.
Dünkü uşağın ağzından yüzüne bir tükrük gibi fışkıran bu sözdeki nihayetsiz hakareti işitmedi, hissetmedi bile… Şimdi, bütün hassası, birbiri ardı sıra havaya kalkan silâhlar, vızıldayan kurşunlar, döne döne, yavaş yavaş iri kar parçaları hâlinde yere düşen güvercinlerle meşguldü. Çaresiz yalvar­mağa başladı.
-Rica ederim yeter artık, rica ederim, diyordu. Size ne isterseniz vereyim. Bunlar ne yenir, ne içi­lir, yahu günahtır, günahtır.
-Günah mı? O sizin dinde, cevabını veriyorlardı ve İspiro arsız arsız gülüyordu. Nişan alan zabit­lerden birisi arkasını döndü; kendi lisanında bir şeyler bağırdı, hemen hayvanlarla meşgul neferler­den bir kaçı düşen kuşları toplamağa koştular. Bunlardan bazısı avluya, bazıları çiftlik binasının dam­ları üstüne, bazıları dışardaki göle, bazıları bostana, bazıları epeyce uzaklarda, tarlalara düşüyorlar­dı. Bu beyaz güvercin yağmuru altında yaramaz bir çocuk neşesine tutulan düşman askerleri bir ta­raftan el çırpıyor, bir taraftan haykırıyorlar, bir taraftan da durdukları noktada tepiniyorlardı.
Zavallı Hüseyin Bey, kendinden geçti, bulunduğu yere çöküverdi. Artık hiçbir şey söylemiyor ke­narlarından iri yaş damlaları sızan gözleriyle bu vahşi avı seyrediyordu. İspiro yaklaştı dedi ki:
– Neye bu kadar telâşlanıyorsun? Bırak, biraz eğlensinler, bırak biraz eğlensinler. Kaç gündür sa­vaşıyoruz. Akşam bu kuşlardan âlâ mezelik olur mu? Hep beraberiz.
Hüseyin Bey, bir şey söyleyecek oldu, söyleyemedi; yutkundu kaldı. Şimdi gözyaşları dinmiş ve bakışına korkunç bir manasızlık gelmişti.
Beyaz kuşları üst üste, demet demet avlunun ortasına yığıyorlardı. İhtiyar adam, başını kaldırmış, havada bir noktaya dimdik bakıyordu. Neden sonra gözlerim yere indirdi ve avlunun ortasındaki be­yaz yığına yaklaştı, eğildi. Önünde altmış yetmiş kadar güvercin vardı, hepsini birer kere kanatların­dan, başlarından tutup ovucunun içine aldı, kiminin gagasından öpüyor, kiminin tüylerini uzun uzun, âdeta âşıkane bir tavırla okşuyordu. Zabitlerle konuşan İspiro, yüzünü ihtiyara doğru çevirdi. Ve o sırnaşık gülüşüyle uzaktan bağırdı:
– Gönder onları içeriye de kızartıversinler; dedi.
Kuşbaz Hüseyin Bey, yerinden kımıldanmadı, işitmedi ve kana bulanmış ölü kuşları okşamakta, yüzüne gözüne sürmekte devam etti.
Düşman zabitlerinden birisi îspiro’ya elini başına doğru kaldırıp ihtiyarı göstererek “Acaba deli midir?” mânâsına gelen bir işaret yaptı. İspiro avlunun öbür ucundan bir daha bağırdı:
– Hey yeter artık, yeter; sana söylüyorum, sağır mısın be. İçeriye gönder güvercinleri, dedi.
Kuşbaz Hüseyin Bey, gene yerinden kımıldamadı, gene başını çevirmedi; o zaman zabitlerle be­raber eski çiftlik uşağı güvercin kümesinin başucunda çömelen adama yaklaştılar; biri omuzundan sarstı, diğeri sakalından çekti. Birkaçı karşısına çömeldi. Fakat çömelmeleriyle kalkmaları bir oldu. Hepsi birden haşyetle geri geri çekildiler ve birbirlerine demincek zabitin İspiro’ya yaptığı işareti tek­rar ettiler. Filvaki, ihtiyarın simasına acayip bir mehabet çökmüştü. Gözlerinde madenî bir parıltı var­dı ve bakışı bir süngünün ucu gibi sabit, dik, sert ve mütearızdı. Lekesiz ak sakalı ise yüzüne sürdü­ğü kuşların al kanına boyanmıştı; sanki çenesine Türk bayrağından bir parça sarmış gibiydi.”
Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Millî Savaş Hikâyeleri)
METNİN İNCELENMESİ:
1. ZİHNİYET: Tanzimattan itibaren gerçekleşen yenileşme hareketleriyle, edebiyatımızda da Anadolu’yu ve Anado­lu insanını edebî eserde ele almak ihtiyacı duyulmuştur. Metnin zihniyeti, dönemin sosyal hayatıyla yakından ilişkilidir. Kuşbaz Hüseyin Bey, Türk toplumunda örneklerini görebileceğimiz bir kişidir. İspiro ve diğer düş­man askerlerinin Kuşbaz Hüseyin Bey’in evine gelmeleri, kuşlara nişan alıp öldürmeleri, kuşları meze yap­mak isteyişleri Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşanabilecek olaylardır. Okuyucuda gerçeklik duygusu uyandır­maktadır. Kuşbaz Hüseyin Bey’in kuşların kanından yüzünde Türk bayrağının belirmesi de dönemin duyar­lılığı olarak düşünülmelidir.
2. YAPI:
a) Olay: Güvercin Avı hikâyesinde olay örgüsü, üç olaydan oluşmaktadır. Birinci olay Kuşbaz Hüseyin Bey’in kuşlarıyla olan mutlu hayatını ifade eden kuşlar – Hüseyin Bey ilişkisidir. Kuşlar onun ailesiyle ilgilenememesine sebep olmuştur. Fakat bunlara rağmen Hüseyin Bey mutludur, ikinci olay, İspiro ve diğer düşman askerlerinin Hüseyin Efendi’nin evine gelmeleri ve yerleşmeleriyle ilgili kısım çevresindedir. Son olay ise İspiro ve diğer düşman askerlerinin Hüseyin Bey’in kuşlarını öldürmeleri, o kuşları pişirtip yemek istemeleri ve Hüseyin Bey’in çıldırma anıdır. Bu bakımdan kuşlar yaşama sevincini ve mutluluğu, Ispiro ve diğer düş­man askerleri de zulüm ve acıyı temsil etmektedirler.
b) Kişiler: Hikayenin baş kahramanı Kuşbaz Hüseyin’dir. Çiftlik sahibi olacak kadar zengin olan kahraman, çiftlik işlerinin yanında eşiyle bile ilgilenmeyecek şekilde kuşlara düşkün biridir. Kuşbaz Hüseyin, hobilerine aşırı düşkün, tip özellikleri gösteren evrensel bir kişidir. Başka bir edebî eserde Kuşbaz Hüseyin benzeri bir tip karşımıza çıkabilir.
Güvercin Avı adlı hikâyede Kuşbaz Hüseyin Beyden başka, karısı, kızları, lspiro ve düşman askerleri vardır. Kuşlar da Hüseyin Bey’in mutluluğunu ve mutsuzluğunu hazırlayan unsurlar durumundadırlar. Bir ba­kıma kişileştirilmişlerdir. İspiro, işgal yılları öncesinde Kuşbaz Hüseyin Bey’in evinde uşaklık yapmıştır. Ya­zar, lspiro ile o yıllarda kendi içimizdeki, evimize kadar giren yabancılardan yediğimiz darbeleri anlatmak istemektedir.
c) Mekan (yer): Hikâyede mekân Kuşbaz Hüseyin Bey’in çiftliğidir. Mekân 1919 Nisan’ından önce kuşlarla yaşanan mutluluğun, sonra ise zulmün sahnesi durumundadır. İspiro’nun daha önce bu çiftlikte yaşaması ikinci olay halkasının da burada gerçekleşmesine zemin hazırlamıştır.
d) Zaman: Hikâyede zaman Kuşbaz Hüseyin Bey’in hayatıyla ilişkilidir. Düşman işgalinin başladığı 1919 senesi­nin Nisan başları hikâyedeki en belirgin zamandır. Kuşbaz Hüseyin Bey’in bundan önceki hayatından par­çaların anlatılması ile de karşılaşmaktayız. Çocukluk yılları anlatamadığına ve altmış yaşlarındaki bir ihtiya­rın hayatı hareket noktası alındığına göre yirmi veya yirmi beş yıllık bir geriye gidiş söz konusudur. Bütün bunlar, XX. yüzyıl başlarını ifade eden söz gruplarıdır.
3. TEMA: Hikâyede zalim – zulme uğrayan karşılaşması esastır. Temada zalim suç işlerken suçlu aramaz. Her­kes suçludur. Zalim doğal hayatını sürdürürken suç işler. İspiro ve arkadaşları böyledir.
Masum – zalim teması Kurtuluş Savaşı öncesi Anadolu’sundan alınan malzemeyle yorumlanmış ve so­mut hâlde ifade edilmiştir. Bu tema başka metinlerde de ele alınmıştır.
4. DİL VE ANLATIM:
Hikâyede olaylar bize her şeyi bilen anlatıcı tarafından aktarılmaktadır, ilahî bakış açısı. An­latıcı kişilerin özelliklerini, zihinlerinden geçenleri, geçmişlerini, kısaca yaşanan her olayı bilebilir. Güvercin Avı’nda anlatıcı, Kuşbaz Hüseyin Bey’in geçmiş hayatını, zevklerini, karısıyla ilişkilerinin boyutunu bilen du­rumundadır.
Metinde geçen: “meczup, nazenin, mahlûklar, ihtimam, itina, fen, is­tifaya mazhar olmuş, zahir, neşesine payan olmazdı, han, zabit, asabiyet, nefer, mütearız…” gibi kelimeler günümüzde pek kullanılmayan kelimelerdir. Yalnız bu kelimeler bizim metni anlamamızı olumsuz etkileyecek kadar fazla değildir. Bu nedenle metnin dili için sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır diyebiliriz.
Na­zenin mahlûklar, bin ihtimam ve bin itina ile en temiz bir istifa gibi söz grupları dilin şiirsel işlevini hatırla­tan mahiyettedir. Bu söz gruplarını ilk cümleden çıkardığımızda veya söz gruplarının yerine yenilerini (ya­ratıklar, özenle, ayrılma) koyduğumuzda metnin sunduğu gizemli havayı dağıtmış oluruz. Dilin bireysel tarz­da kullanımı ortadan kalkar.
“Birden, etrafında adamların koşuşmağa ve içeriden karısıyla kızlarının telâşlı telâşlı konuşmağa başladığını hissetti; döndü baktı ki iki kanadı açık büyük avlu kapısından içeriye, bir hana inen yorgun ve sakin bir yol­cu kafilesi tavrıyla, bazısı atlı, bazısı yayan bir sürü düşman askeri giriyor!”
“Otuz seneden beri bu nazenin mahlûklardan, bin ihtimam ve bin itina ile kimbilir kaç nesil yetiştirdikten ve bu fende, kimbilir, ne kadar alın teri döktükten sonra nihayet bugün en temiz bir is­tifaya mazhar olmuş bu zavallı asil kuşlar ortasında hayatının en mesut dakikalarını yaşıyordu.” gibi cümleler, kuruluşu uzun olan cümlelerdir.
5. METİN VE GELENEK:
Dış dünyayı ve Anadolu’yu anlatmada, yazarları­mıza, batı edebiyatı metinleri rehberlik etmiştir. Bu hikâye de Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’da yaşananlar anlatılmıştır.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Maupassant tarzında hikâye (olay hikayesi) yazar. Yazarlığa Refik Halit Karay’la birlikte başlayan yazarın hikâyecili­ğini de iki dönem hâlinde ele almak gerekir. Birinci döneminde Servet-i Fünûnu değişik şartlar altında devam ettiren, yaşanılan hayatı bütün gerçekliğiyle gözlemleyemeyen Yakup Kadri, bu hikâyelerinde topluma ferde ait fantezilerle bakmaktadır.
İkinci dönem hikâyeciliğinde kendi “ben”i dışına çıkarak Türk toplumunun yaşadığı siyasî ve sosyal olayları dikkatlere sunmak gayesindedir. Yakup Kadri Servet-i Fünûn edebiyatının etkisi ile başladığı hikayeciliğini Milli Edebiyat Akımı döneminde geliştirerek sürdürmüştür.
SONUÇ:
Hikâye ilk etapta Kuşbaz Hüseyin Bey’in yaşadıklarını, kuşlarla olan mutluluğunun düşman kuvvetleri­nin kuşlarını öldürmesiyle mutsuzluğa dönüşmesini anlatır. Fakat Güvercin Avı adlı hikâye arka planda, Türk insanının işgal yıllarında çektiği acıları, kendi içinden hançerlenişini, en umursamaz insanın bile can­lanışını sezdirmektedir.

Türk edebiyatı 9
Şerif aktaş Grubu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: